Yıllardır dönüp duran bir tartışma var. Soğan para etmedi, patates para etmedi. Üretici sıkıntılı, tüketici sıkıntılı. Bakıyorsunuz rekolte artıyor, ürün tarlada kalıyor. Ertesi yıl bakıyorsunuz, bu kez üretim azalıyor, fiyatlar yükseliyor ve tüketici aynı ürüne ulaşmakta zorlanıyor.

Peki geçen yıl devreye giren planlı üretim ne aşamada?

Aslında bugün sormamız gereken temel sorulardan biri bu.

Üretim planlamasının üzerinden bir üretim sezonundan fazla zaman geçti. Ancak sahadan baktığımızda planlamanın sonuçlarını bütün açıklığıyla görebildiğimizi söylemek zor.

Hangi üründen ne kadar ekildi?

Hangi bölgede üretim arttı, hangi bölgede azaldı?

Planlanan üretim miktarı neydi, gerçekleşen üretim ne kadar oldu?

Ülkenin ihtiyacı ne kadar, ihracat potansiyeli ne kadar ve buna karşılık önümüzdeki sezon ne kadar üretim yapılması gerekiyor?

Bu soruların cevaplarının üreticinin de sektörün de ulaşabileceği şekilde açık olması gerekiyor.

Çünkü üretim planlaması yalnızca “şu havzada şu ürün üretilebilir” demek değildir. Planlama, veriyi ortaya koymak ve o veriye göre bir sonraki yılın kararını almaktır.

Tam da burada başka bir soru ortaya çıkıyor.

Eğer geçen yıl doğru bir üretim planlaması yapılmışsa bugün soğan ithalatı neden teşvik ediliyor ya da ithalatın önünü açacak düzenlemelere neden ihtiyaç duyuluyor?

Üretim planlamasının temel amaçlarından biri ülkenin ne kadar ürüne ihtiyaç duyacağını önceden öngörmek ve üretimi buna göre yönlendirmek değil mi?

Eğer soğanda iç talebi karşılayacak üretim yapılamadıysa bunun nedenini sorgulamamız gerekiyor. Planlanan üretim miktarı neydi? Gerçekleşen üretim ne kadar oldu? Üretici planlamaya uygun şekilde yönlendirildi mi? Üretim yeterli olduğu halde ithalata ihtiyaç duyuluyorsa, o zaman üreticinin elindeki ürünün ve piyasanın durumuna bakmak gerekiyor.

İşte verilerin açıklanması tam da bu nedenle önemli.

Örneğin bir üründe ülkenin ihtiyacı 100 birimse ve mevcut üretim kapasitesi 130 birime doğru gidiyorsa bunu üretici ekimden önce bilmelidir. Tam tersine, üretimin ihtiyacın altında kalacağı görülüyorsa üretici o ürüne yönlendirilmeli ve gerekli destek mekanizmaları devreye sokulmalıdır.

Aksi halde yıllardır yaşadığımız döngünün dışına çıkamayız.

Bir yıl ürün para eder, herkes o ürünü diker. Ertesi yıl arz artar, fiyat düşer, ürün tarlada kalır. Üretici zarar eder ve bir sonraki sezon o üründen vazgeçer. Bu kez arz azalır, fiyat yükselir ve tüketici şikâyet eder.

Sonra yeniden başa döneriz.

Üretim planlamasının temel amacı tam da bu döngüyü kırmak olmalı.

Bunun için planlamanın sonuçlarının da şeffaf olması gerekiyor. İl il, havza havza ve mümkün olduğunca ürün bazında; hedeflenen ekim alanı, gerçekleşen ekim alanı, beklenen rekolte, gerçekleşen üretim, iç tüketim, ihracat ve stok miktarları kamuoyuyla paylaşılmalı.

Hatta üretici, yeni sezonda ne ekeceğine karar vermeden önce bu verilere kolaylıkla ulaşabilmeli.

Çünkü elinizde veri olabilir. Ama üretici o veriye ulaşamıyorsa, üretim kararını verirken kullanamıyorsa o verinin sahadaki karşılığı sınırlı kalır.

Planlama masa başında başlayan ama tarlada sonuç vermesi gereken bir iştir.

Bugün hâlâ üreticinin “Bu yıl ne eksem?” sorusunu komşusuna, tüccara ya da geçen yılın fiyatına bakarak cevaplamaya çalıştığı bir sistem varsa üretim planlamasında daha gidecek yolumuz var demektir.

Planlı üretimin başarısını kaç toplantı yapıldığıyla veya kaç yıllık plan hazırlandığıyla değil; sezon sonunda üreticinin ürününün tarlada kalıp kalmadığıyla, üreticinin para kazanıp kazanmadığıyla ve tüketicinin ürünü makul fiyatla alıp alamadığıyla ölçmeliyiz.

Çünkü planlamanın gerçek sınavı kâğıt üzerinde değil, tarladadır.