Kemal Sunal’ın Fatma Girik ile birlikte başrol oynadığı ‘Japon İşi’ filmi tam 40 yıl önce yapılmış ve 1987 yılında gösterime girmişti.Bu güzel filmi çoğumuz hatırlarız ve yüzümüzde bir gülümseme belirir.
Filmde Japonya’dan gelen bir kargo kolisinden robot Fatma Girik çıkmıştı. Neredeyse her şeyi yapabiliyordu. Kuru fasulye pişirmekten dövüş sanatına kadar. Gariban Veysel’in bir iyiliği karşılığında Japon mühendis tarafından ünlü bir şarkıcıya olan ümitsiz aşkının tesellisi olarak tasarlanmıştı bu becerikli robot.
Bizler bu güzel komediyi ilk kez izledikten 39 yıl sonra filmdeki kehanet gerçek olmak üzere.
Bir cumartesi sabahının o tatlı mahmurluğunda yatakta biraz daha zaman geçirmek istiyorsunuz. Fakat o da ne? Mutfak tezgahında dün geceden kalma koca bir bulaşık dağı, sepette katlanmayı bekleyen çamaşırlar ve süpürülmesi gereken halılar sizi bekliyor.
Yapay zekayı ilk duyduğumuzda hepimizin içten içe kurduğu gizli bir hayal vardı: "Şu robotlar çıksa da ev işlerini üstlense; biz de sanatımıza, felsefemize, hobilerimize ve eğlenmemize baksak!"
Kaderin cilvesi olsa gerek; yapay zeka daha en başta güzel resimler yapmayı, besteler yapmayı, şiirler ve romanlar yazmayı öğrendi. Bizler ise bir cumartesi sabahı yine elimizde bulaşık süngeriyle ya da elektrik süpürgesi ile kalakaldık!
Yine de endişe etmeyin. Bu böyle sürmeyecek. Çünkü gidişat nihayet tersine dönüyor. Mühendisler akıllandı, rotayı doğrudan mutfağa kırdı.
Anlatalım efendim…
Yapay zeka artık yalnızca bilgisayar ekranında sorularımıza yanıt veren pasif bir sohbet aracı olmaktan çıkıyor. Teknolojinin geldiği bu yeni aşamaya "Agentic AI" (Eylemsel Yapay Zeka) deniyor.
Eylemsel yapay zeka; belirli bir süreci, başı ve sonu olan çok adımlı fiziksel ya da dijital görevleri kendi kendine planlayıp bizzat yerine getiren sistemdir.
Siz kanepede otururken robotunuza "Bana güzel bir çay demle" dediğinizde; mutfağa gidip bardağı seçen, demliği dolduran, ocağın altını ayarlayan, sizin beğeninize göre kıvamını ayarladığı çayı tepsiyle getiren, çayı tazeleyen, boş bardağı alıp yıkayan bir akıldan ve beceriden bahsediyoruz.
Sektördeki şirketler bugüne dek bu alana yeterince eğilmemişti. Artık tüm küresel teknoloji devleri bu fiziksel eylemleri kusursuzlaştırma yarışında.
Yıllarca 'Bu sene yeni bir araba mı alsam?' diye düşünen orta halli bir aile, çok yakında 'Arabayı boş ver, bu bütçeyle eve çamaşırı katlayıp bulaşığı yıkayan bir robot alalım' diyecek.
Peki, robotlar onlarca yıldır fabrikalarda ağır işleri yapabilirken neden evimizdeki incecik bir porseleni tutamıyordu?
Cevap, parmakların serbestlik derecesinde saklı. İnsan eli, evrendeki en eşsiz biyolojik mühendislik harikalarından biridir. Eski nesil robotların elinde ise sadece açılıp kapanabilen kerpetenler vardı.
Şimdi ise Tesla (Optimus Gen 3) ve Figure AI (Figure 03) gibi öncüler, robot ellerine 20 ila 22 bağımsız hareketli eklem ve üç gramlık dokunuşları bile hissedebilen hassas kuvvet sensörleri yerleştirdi. Bu sayede robot; bir yandan kumaşın esnekliğini hissedip tişörtleri jilet gibi katlayabilirken, diğer yandan en narin kristal kadehi ezmeden kavrayıp bulaşık makinesine dizebiliyor.
Üstelik bu modeller, Helix VLA (Görsel-Dil-Eylem) mimarisi sayesinde dünyayı görerek, konuşulanları anlayarak ve deneyimleyerek öğreniyor. BMW ve Tesla fabrikalarındaki ağır mesailerinde ustalaşıp doğrudan bizim salonlarımıza transfer olmaya hazırlanıyorlar.
Buna bir de Sandbox AQ gibi girişimlerin kuantum tabanlı, dünyanın manyetik alanını okuyan ve sinyal kesintilerinden etkilenmeyen yeni nesil yön bulma teknolojilerini ve OpenAI / Jony Ive (O Io) iş birliğinin ekranları çöpe atan giyilebilir cihazlarını ekleyin...
Akıllı buzdolabınızın eksilen sütü ya da yumurtayı robota haber verdiği, robotun da siz uyurken kahvaltıyı hazırladığı tamamen otonom bir ekosistem kapımızda.
Peki, orta halli bir ailenin evine ilk insansı robot ne zaman adım atacak?
Sektörel gelişmelere baktığımızda 2028 ile 2030 yıllarını işaret ettiğini görebiliyoruz. Hem Tesla hem Figure, bu robotları lüks bir oyuncak olarak değil, yaklaşık 20.000 Dolar (yani orta sınıf bir binek otomobil fiyatına) pazara sunmayı hedefliyor.
Kapının önünde günün çoğunda hareketsiz yatan, kaskosu, yakıtı ve vergisiyle bütçeyi yoran bir otomobil mi; yoksa haftada size en az 15-20 saat kazandıran, yerleri pırıl pırıl yapıp çamaşır ve bulaşık yükünü hayatınızdan tamamen silen bir yardımcı mı?
Ne dersiniz?
Ev ekonomisinde temizlik ve gündelik hizmet giderlerini sıfırlayan, akıllı cihazları en ucuz elektrik tarifesinde çalıştıran bir teknoloji, kısa sürede kendi maliyetini çıkarabilir.
Elbette madalyonun diğer yüzünde; aylık yazılım abonelikleri, batarya yenileme masrafları da bizleri bekliyor olacak.
Bu mekanik gövdelerin içine, terapi düzeyinde empati kurabilen, ses tonunuzdaki hüznü veya yorgunluğu sezen gelişmiş dil modelleri yerleştirildiğinde ne olacak?
Akşam işten yorgun argın eve döndüğünüzde, size sıcacık bir ıhlamur getirip yanınızdaki koltuğa oturan ve "Günün nasıl geçti, canını sıkan bir şey mi var?" diye soran bir varlık hayal edin. Konuşma tarzı o kadar doğal ve insani bir kıvama gelecek ki, bazı anlarda karşınızdakinin kablolardan ve devrelerden ibaret bir makine olduğunu unutabileceksiniz.
Psikolog moduna geç, İngilizce öğretmeni moduna geç, günlük ekonomi haberlerini anlat, market indirimlerini listele, klimayı tamir et, musluğu değiştir, bana kitap oku... Bütün bunları yapabilecek.
Yalnız yaşayanlar, yaşlılar ya da sadece günün keşmekeşinde bir çift dinleyen kulak arayanlar için iyi bir hayat arkadaşı doğuyor.
Her büyük teknolojik devrim gibi, bu konforun da göz ardı edilemeyecek sakıncaları ve riskleri olacaktır.
Evimizin en mahrem alanlarına 360 derece kameraları, mikrofonları ve sensörleri olan bir yabancıyı kabul ediyoruz. Pijamalı hallerimizden en gizli aile konuşmalarımıza kadar her şey onun algı alanında olacak. Kullanıcıların bu konularda son derece bilinçli olması gerekiyor. Veriyi kesinlikle evde tutan ve uçtan uca şifreleme sunan sistemler tercih edilmeli. Bu konuda yasal zorunluluklar da gelecektir, merak etmeyin.
60-80 kiloluk bu metal dostların yazılımsal bir hatada çocuklara veya evcil hayvanlara zarar vermemesi için donanımsal bir "acil durdurma" butonunun bulunması da hayati önem taşıyor.
Her dediğimizi onaylayan ve bize asla küsmeyen bir robota aşırı bağlanıp, gerçek insanların karmaşık ama samimi dünyasından kopma tehlikesine karşı da uyanık olmalıyız.
Tarih boyunca at arabalarından otomobillere, daktilolardan bilgisayarlara uzanan her büyük kırılma; önce yuhalandı, sonra alışıldı, en sonunda da vazgeçilmez bir hayat standardına dönüştü. Bugün de yapay zekayı reddetmek ya da ona körü körüne teslim olmak yerine; ev işlerinin angaryasını ona devredip, bize kalan zamanı sevdiklerimize, doğaya, kitaplara ve sanatımıza ayırmak en bilgece tercih olacaktır.
Ve gelecek geliyor. ‘Japon İşi’ evlerimizde olacak. Çok yakında.