Zor bolluğuyla, Kirpi dikeni,, yılan hainliğiyle, Gül hoşluk ve de kokusuyla, Can canla iyilikle bulur.
Peki prenseler: Güzellikleriyle, davranışlarıyla zarafet temsil etmeleri, güzel giyinmeleri, tatlı söz söylemleri, mutluluğu yeğlerlermiş.
Ülkenin birinde hüküm süren padişah varmış.. bu sarayı mutlu edenler Padişahın karısını çocuklarını çok ama çok severmiş. İki tane de. aynı anneleri gibi; tevazu sahibi, terbiyeli, kibar, güzel iki tane de güzel mi güzel iki prensesleri varmış.
Mutluklar uzun sürmüyordu ne yazık ki. Zaman durmuyordu. Günün birinde Padişahın eşi Gülizar Hanım hastalanmış. Hastalığın çaresi bir türlü bulunamamış. Saraya komşu ülkelerdeki tabiplerde çağrılmış amma yok, hastalığın çaresi. İki güzel prenses de neşelerini yitirmişler. Gülizar Hanım kuş olup uçmuş, melekler divanına karışmış.
Padişahın kızlarının adı Yaprak ve Fidanmış. Ortada kalakalmışlar. Anneleri vefat ettiğinde Yaprak beş, Fidan on yaşındaymış. Gülizar vefat edince; haremin işleri de bozulmuş. Padişah, kızları anasız. Büyümesinler diye, komşu ülkeden soylu bir kadınla evlenmiş.
Cicim aylarında Cici anneleri iyi davranıyormuş Yaprak ile Fidan’a Gülizar anne bilgili, görgülü kadınmış. Prenseslerin yaptıkları yanlış hareketleri düzeltiyormuş.
Eh, her anne gibi yeni Sultan bir doğum yapmış. Bir yeni prenses de gelmiş. Öncelik bebe bakımı olduğundan analık olan Sultan kızlarla fazla ilgilenmez olmuş. Küçük Prensese de ablaları ile uyumlu olsun diye DAL adını vermişler. Kargaya yavrusu, şahin görünürmüş misali hem annesi Gülizar Sultan hem de Yaprak ve Fidan; Dal’ı “güzelim” diye seviyorlarmış. Sevginin olduğu yerde mutluluk olduğunu görüyor ve le hakaret yaşıyorlardı.
Kızlar her gün, her yıl biraz daha büyüyorlardı. Yaprak ve Fidan’ın evlenme çağı gelmişti. Fidan ve Yaprak evlenemedikleri hırsına kapılarak, sorumlu oldukları devlet işlerini kötülük ve öç alma duyguları ile baskı ve istibdat uyguluyorlardı. Ağızları bozuk ve hakaretle açılıyordu. Devlet kademesinde çalışan yetkin insanlarda birer ikişer istifa ediyorlardı.
Bu arada DAL, on beş yaşına ulaşmıştı. En büyük salonunda a Dal, annesi gibi olmaya çalışıyormuş. Bol bol kitap okuyor, bilgisini artırıyordu. Nazik, kibar, sevgi dolu, insan olmaya gayret ediyordu. Yaprak ve Fidan kabalaşıp, kalpleri gibi yüzleri de çirkinleşiyormuş. Kavga içı.in bahaneler buluyorlarmış. Fid ve Yaprak, önceden Dal’ı sevdikleri gibi sevmiyorlardı. Kıskanıyor, Dal ile dalga geçiyorlardı.
Fidan ve Yaprak yirmi dört yaşını geçtikleri halde, kimse evlenmek için öneride bulunmamışlardı. Fakat, Dal ile evlenmek için çevre ülkelerin padişahlarının Prensleri elçilerini gönderip istiyorlardı. Bu nedenle Fidan ve Yaprak, Dalı kıskanıyor, ezmeye çalışıyorlardı. Dal ise, ablalarına doğru davranmalarına çaba harcıyordu Dal her gün defalarca :
-Allah’ım bana tüm halka doğru, adaletli hizmet etmeyi nasip et. Halkımla bütünleşmeyi, güzel hizmetler yapmamı sağla. Ablalarımın yönetiminden uzak tut. Eğer hakka hukuka uymayacaksam beni yanına al rabbim. Ablalarımın şerrinden koru.
Bir gün Dal’ın dileği kabul edilmiş. Dal sarayın en büyük salonunda
Bir havuza dönüşmüş. Sarayın erkanı ve günlerce yas tutmuş. Anası Gülizar ve babasının ciğeri yanmış ama takdiri ilahi diye sabır etmişler.
Dal’ın Anası babası, ve tüm ülkenin insanları ağlamakla, gözyaşları dökerken havuz göz yaşları havuzu doldurmuş.
Dolan havuzun adını “DİLEK HAVUZU” koymuşlar.
Dilek Havuzunun suyunu yüzüne süren dertlerinden kurtuluyormuş. Yaprak ve Fidan, yaptıkları kötülüklerden pişman olmuşlar, utanmışlar. Güzellik dilemişler. Güzelleşmişler ..Prensler ile evlenmişler. Her dara üştüklerinde havuza gelerek, suyunu içmişler. Bol su ile elleri yüzleri yıkamışlar. Çok zaman geçmeden diledikleri iyi dilekleri gerçekleşmiş.
Halktan varlıklı olanlar siteleri içine Dilek havuzu yaptırmışlar. Halka her şeyin açık olması dilemeyenin, ondan ücret alınması yasakmış. Ülkenin insanları; Bedavayı seviyormuş, âmâ bu dilek Havuzuna bozuk paralar altın atıyorlarmış.
Dilek Havuzun suyu ne azalmış, ne de doğalmış. Dilek Havuzundan
Üç damla gelirmiş.
Birisi iyilik ve doğruluk ve dürüstlük içinde okuyup yazanlara, hakkı ve hak bilip adil olanlara...