Antalya, Likya Yolu’nun büyüleyici manzaraları ve Kaş’ın ev sahipliğinde gerçekleşecek PATH/MİRAS projesi ile kültürel mirasını sanatla buluşturmaya hazırlanıyor.
Bu proje, Kaş’ın tarihi ve doğal güzelliklerini uluslararası sanatçılarla görünür kılarken, Antalya’yı yalnızca turizm değil, kültür ve sanatla da anılan bir şehir olarak konumlandırmayı hedefliyor.
Ancak bu ütopik vizyonun karşısında, şehrin günlük yaşamında bambaşka bir tablo var. Antalya’nın yolları bugün köstebek yuvasını andırıyor.
Ana arterlerden ilçelerin ara sokaklarına kadar her yer kazılmış toprak yollara dönüşmüş durumda. Derin çukurlar, araçların zarar görmesine yol açacak kadar tehlikeli. Yarım yamalak dökülen zift yamaları, turizm sezonuna girerken şehrin imajını zedeliyor.
Hayal edilen Antalya, Likya Yolu’nda sanatçıların yürüyüşleriyle, Kaş’ın arkeolojik alanlarında yapılan eskizlerle, Patara ve Myra’nın taşlarına işlenen kültürel hafızayla anılıyor. Sanat ve yürüyüş birleşerek doğayı koruma bilincini artırıyor. Uluslararası etkileşim sayesinde Antalya, Türkiye ile İngiltere arasında kültürel köprü oluyor. Kaş, yalnızca turistik cazibesiyle değil, sanat ve kültürel mirasın korunmasına öncülük eden bir merkez olarak öne çıkıyor.
Bu vizyon, Antalya’yı “deniz, kum, güneş” klişesinden çıkarıp, sanatın ve kültürün başkenti haline getirme potansiyeli taşıyan ögelerden biri oluyor.
Gerçek günümüz Antalya’sı ise toz duman içinde bir şehir. Bugünün Antalya’sında halkın yaşadığı gerçeklik bambaşka...
Kazılmış yollar. Şehrin dört bir yanında süregelen altyapı çalışmaları, sokakları toprak yola çevirmiş durumda. Derin çukurlar sürücülere eziyet, yamalı asfalt ise turizm sezonuna girerken kötü bir vitrin sunuyor. Şehrin atmosferi, kültürel mirasın ihtişamını gölgeleyen bir kaosa dönüşüyor.
Turizm sezonuna böyle giren Antalya, ziyaretçilerin gözünde sanatın ve kültürün şehri değil, altyapı sorunlarıyla boğuşan bir kent imajı bırakma riski taşıyor.
İki Antalya, Hayal ve Gerçek
Likya Yolu’nda sanatla yürüyen, kültürel mirasını koruyan, uluslararası etkileşimle güçlenen bir şehir hayal edileni, çukurlarla dolu yollarında halkın eziyet çektiği, yamalı asfaltla turizme hazırlanan bir şehir ise gerçeği gözler önüne seriyor.
Bu çelişki, Antalya’nın geleceğini belirleyecek kritik bir soruyu ortaya çıkarıyor:
Antalya, kültürel mirasıyla anılan bir şehir mi olacak, yoksa altyapı sorunlarıyla hatırlanan bir kent mi?
PATH/MİRAS projesi, yaz başı açılacak olan çağdaş sanat fuarı, birkaç sanat kültür adına yapılan faaliyetler Antalya’nın kültürel mirasını sanatla görünür kılmak için eşsiz bir fırsat sunuyor. Ancak bu fırsatın kalıcı bir imaja dönüşebilmesi için şehrin altyapı sorunlarının çözülmesi, yolların turizm ve kültür vizyonuna yakışır hale getirilmesi gerekiyor.
Antalya’nın geleceği, yalnızca Kaş’ın sergilerinde değil, halkın her gün yürüdüğü sokaklarda, turistlerin adım attığı caddelerde şekillenecek.
Antalya, sanatı ve kültürüyle mi hatırlanacak, yoksa çukurları ve yamalarıyla mı?