İnsan, içinde yaşadığı dünyanın sınırları kadardır. Eğer o dünyanın sınırları zamanla genişlemiyorsa, düşünceler de aynı sokaklarda dolaşır durur. Böylece yaşam, çoğu zaman çözümsüzlük döngüsüyle dar alanda kendini tekrar eder. İşte buna ben “dar çevre bataklığı” diyorum.

Bu bataklığın en tehlikeli yanı, içinde olanın bataklıkta olduğunu fark etmemesidir. Ülkemizin birçok kırsal bölgesinde, hatta büyük şehirlerin kenar mahallelerinde bile benzer bir tabloyla karşılaşırız. İnsanlar sabah kalkar, günlük işlerine gider, akşam döner ve hayat, yıllarca değişmeyen bir döngü içinde sürer gider. Konuşulan konular çoğu zaman aynıdır. Kimin tarlası ne oldu, kim ne aldı, kim ne dedi, kim kiminle tartıştı, hangi komşu ne yaptı… Dünyanın geri kalanında neler yaşandığı ise çoğu zaman ilgi alanına girmez. Hatta dünyadaki diğer insanların da kendileri gibi olduğu ve kendileri gibi yaşadığı yanılgısı ile farklılık olasılığı tümden göz ardı edilir.

Bu durumun nedeni insanların yetersiz olması değildir. Çoğu zaman eğitim olanaklarının sınırlı olması, kitapla kurulan ilişkinin zayıf kalması, farklı yerler ve farklı yaşamlar görülmemesi, farklı insanlarla tanışma fırsatının bulunmaması ve iletişim becerilerinin yeterince gelişmemesidir. İnsan, bilmediği bir dünyanın varlığını da çoğu zaman fark edemez. Merak bastırılıyorsa aramaz da.

Dar çevrenin en büyük zararı, insanın sorun çözme becerisini köreltmesidir.

Yaşamda karşılaşılan her problem, yalnızca öfkeyle, inatla ya da çevreden duyulan kulaktan dolma tavsiyelerle çözülemez. Oysa dar çevrede yetişen birçok kişi, başka çözüm yollarının da var olabileceğini bilmez ve düşünmez. Hukuki haklarını yeterince bilmez, kurumsal yolları kullanmaz, uzman görüşü almaz, doğru bilgiye nasıl ulaşacağını öğrenemez. Sonunda küçük bir anlaşmazlık büyür; komşuluk kavgasına, aile içi çatışmaya, yıllarca süren küslüklere, hatta zaman zaman mahkeme salonlarına ve daha acı olaylara kadar uzanabilir.

İşin ilginç tarafı ise, dışarıdan bakıldığında çözülemez gibi görünen birçok problemin aslında son derece basit çözümlere sahip olmasıdır. Bir telefon görüşmesi, doğru bir bilgi, birkaç sayfalık araştırma, bir uzmana danışmak ya da sadece karşı tarafı dikkatle dinlemek bazen günlerce, aylarca sürecek sıkıntıları daha başlamadan bitirebilir.

İşte bunun için önce insanın kendi kabuğunu kırması gerekir.

Sanılanın aksine bir insanın kendini geliştirmesi ve ilerlemesi hiç de zor değildir. Her gün birkaç sayfa kitap okumak, farklı düşünceleri dinlemek, güvenilir kaynaklardan bilgi edinmek, teknolojiyi doğru kullanmayı öğrenmek ve insanlarla sağlıklı iletişim kurabilmek gelişimin parçalarıdır. Bugün internet sayesinde dünyanın en iyi üniversitelerinin derslerine ulaşmak, hukuk hakkında temel bilgiler edinmek, iletişim hakkında bir şeyler öğrenmek ya da yabancı dil çalışmak hiç olmadığı kadar kolaydır. Asıl mesele, buna ihtiyaç duyduğunu fark edebilmektir.

Dar çevre insanı çoğu zaman kendisinden çok başkasını izler. Kendi hayatını geliştirmek yerine başkasının hayatını yorumlamak ve hatta yargılamak daha kolay gelir. Oysa insanın enerjisi sınırlıdır. Başkalarının eksiklerini saymak için harcanan zaman, kişinin kendi eksiklerini gidermesine ayrılsa hem birey hem de toplum kazanacaktır.

Ne yazık ki bazı insanlar yıllarca aynı çevrede, aynı düşünceler arasında yaşadıkları için bunu normal kabul ederler. Farklı fikirlere şüpheyle yaklaşırlar. Eleştiriyi düşmanlık sanırlar. Yeni bilgiye direnç gösterirler. Böylece çevre küçüldükçe düşünce de küçülür ve düşünce küçüldükçe sorunlar büyür.

Oysa geniş ufuklu insanlar, olaylara tek pencereden bakmaz. Her sorunun birden fazla çözümü olabileceğini bilir. Tartışmak yerine konuşmayı, öfkelenmek yerine anlamayı, dedikodu yerine bilgiyi tercih eder. Çünkü bilgi insanı özgürleştirir; cehalet ise etrafına görünmeyen duvarlar örer.

Belki de bugün kendimize sormamız gerekir: Yaşadığımız çevre bizi büyütüyor mu, yoksa küçültüyor mu?

Eğer her gün aynı cümleleri duyuyor, aynı tartışmaları yaşıyor, aynı insanların hayatını konuşuyor ve yıllardır aynı sorunların içinde dönüp duruyorsak; bulunduğumuz yer, bir yaşam alanı olmaktan çıkıp bizi yavaş yavaş içine çeken bir bataklık haline gelmiş olabilir.

Bu bataklıktan çıkmanın yolu ise sanıldığı kadar zor değildir. Merak etmek, okumak, öğrenmek, soru sormak, araştırmak ve farklı insanlarla iletişim kurmakla mümkündür.

İnsan, dünyasını genişlettikçe sorunlarının, ufkunu genişlettikçe kavgalarının, bilgisini artırdıkça korkularının azaldığını görecektir.

Ne kadar yazı yazsak, dil döksek de alışılmış dar çevre bataklığından kurtulmak kolay bir iş gibi görünmeyebilir. O halde soralım: Peki, zamanla konfor alanımız haline gelmiş olan dar çevre hapishanelerimizden kurtulmak mümkün mü? Başımızı kaldırmak, yeni şeyler öğrenmek, farklılıkları kabullenmek, disiplinli bir şekilde yeni maceralara yelken açmak o kadar kolay mı?

O sınırı aşmış, kabuğunu kırmayı başarmış insanların başarı öykülerine kişisel gelişim kitaplarında, filmlerde, romanlarda hatta biraz dikkatli bakarsanız yan sokaktaki bir tanıdığınızda rastlayabilirsiniz. Önemli olan bakabilmektir. Bir anda yüzlerce örneği görebilirsiniz.

Ben bu konuda ünlü gazeteci yazar Jack London’ı örnek olarak görüyorum. Jack London 40 yıl sürecek olan yaşamına hayal etmesi zor olan son derece olumsuz şartlarda başlamış ve tıpkı çoğumuz gibi bataklıkta boğuşurken yirmili yaşlarda başını kaldırmış ve bir karar almış, dar çevre bataklığından çıkıp gelişmek ve ilerlemek için disiplinli bir çaba içine girmiştir.

Çok çetin bir mücadele sonunda 17 yıla 22 roman, yaklaşık 200 kısa öykü ve çeşitli kurgu dışı eserler dahil elliyi aşkın kitap sığdırmıştır. Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş, Martin Eden, Deniz Kurdu, Demir Ökçe bunlardan bazılarıdır. Eserlerinin birçoğu filme alınmıştır.

Özellikle ‘Martin Eden’ adlı romanında kişisel aydınlanma ve ilerleme yolculuğunu otobiyografi tarzında anlatmıştır. Martin Eden romanının ana düşüncesi; başarı ve refah yolunun herkese açık olduğudur. Jack London bunun mümkün olduğunu kendi yaşamıyla insanlara göstermiş ve yazarak anlatmıştır.

Onlarca örnek verilebilir. Ancak şu (sözde) konfor alanımız haline gelmiş bataklıklarımızdan çıkmak için çaba içine girmemiz gerekiyor. Bunun için beynin kıvrımlarında anlık bir kıvılcım, gözlerin açılması, başı yukarıya kaldırma, bir karar, ilk adımı atma, sabır ve disiplin gereklidir.

Bunu yapın, ilk adımı atın. Çünkü ödül çok büyük. Belki de tüm yaşamınız boyunca alabileceğiniz en büyük ödül olacaktır bu. Bilgi artar, görgü artar, bilinç artar, ufkunuz genişler, kendinize ve insanlığa yararlı birine dönüşürsünüz. Saygın, anlayışlı, bilge birine. İnanın bu çok iyi bir şey.