Yaşamın zorlu yollarında yürürken bazen çok yoruluruz. Acı eşiğimiz aşılır. Kıvranırız.

Çıkış yolları ararız. Acının bir an önce geçip gitmesi için bir şeyler yapmak zorunda kalırız. Fiziken kaçamıyorsak dış etkiyi uzaklaştırmak için içsel kaçış yerleri ararız.

Bazen geçmişteki bir mutlu anın açtığı küçücük bir gizli odaya saklanırız. Dışarıya karşı bedenimizi olmasa da benliğimizi korumaya alırız.

Bazen çocukluğumuzda özgürce koşup oynadığımız bir güzel doğa parçasına gider, orada vakit geçiririz. Kendimizi olabildiğince özgür hissettiğimiz çok mutlu anlarımızı zihnimizde tekrar ederek dışsal etkileri azaltmaya çalışırız.

Bazen bunların hiçbirini yapmadan öylece savrulur dururuz. Ne yapacağımızı bilemeyiz ya da hiçbir şey yapamayız.

Karşı koyabilmek için kendimizi eğitmemiz ve içsel disipline sahip olmamız gerekir.

Bütün bu acılar olmadan pamuklara sarılı olarak mutlu bir yaşam sürmek daha iyi değil mi?

İyi tabi, çok da iyi olur. Ancak bu aşamada kendimize bir soru sormalıyız:

Bu yaşam için bize gül bahçesi vadeden oldu mu?

“Olmadı” dediğinizi duyar gibiyim. Yaşam bitmek tükenmek bilmeyen hazlarla dolu bir gül bahçesi değildir. Kaldı ki, gül bahçesi de sizi arada sırada uyarıp kendinize getiren dikenlerle doludur.

O halde, her zaman her şeyin mükemmel olmasını beklemek büyük hayal kırıklıkları yaratabilir.

Yazar Joanne Greenberg, akıllarda kalan “Sana Gül Bahçesi Vadetmedim” adlı romanında, kendi deneyimlerinden yola çıkarak yarattığı kurgu karakter Deborah Blau’nun şizofreniyle mücadelesinde gerçek dünyadan uzaklaşarak kendine hayali bir dünya kurması anlatılır.

Kitabın temel konusu yalnızca hastalık acısı değildir; aynı zamanda kimlik, yalnızlık, toplumun normal kabul ettiği şeyler ve iyileşme umudu üzerine derin bir sorgulamadır.

Asıl mücadele, hayal dünyasına sığınan bir genç kızın, acı verici de olsa gerçek yaşama dönme mücadelesidir.

Tıpkı gündelik yaşamımızdaki mücadelemiz gibi.

Dünya ne tamamen güllerle donatılmış bir gül bahçesidir ne de bir çöplük.

Kimi zaman rüzgarda savrulan bir yaprak gibi hissetsek de yaşamımız aslında biçim vermemizi bekleyen bir hammaddedir. Ondan iyi bir şeyler çıkarmak için bilgi ve becerinin yanı sıra emek, sabır ve dayanıklılık gerekir.

Yaşam nasıl olursa olsun, onu gül bahçesine çevirmek bizim elimizde. İnanın, o potansiyel hepimizde var. Önemli olan mücadeleyi bırakmamak.