Bir süredir tarım sektöründe konkordato süreçlerini konuşuyoruz. Özellikle Antalya Toptancı Hali’nde başlayan konkordatoların bir domino etkisi yaratacağını defalarca dile getirdik.

Ne yazık ki bugün bu öngörünün gerçekleştiğini görüyoruz. Her geçen gün konkordato ilan eden ya da finansal sıkıntıya giren firma sayısı artıyor. Bunun sadece komisyoncularla sınırlı kalmayacağını, zirai ilaç ve gübre bayilerine, fide firmalarına ve diğer tedarikçilere de yayılacağını da ifade etmiştik.

Şimdi bu zincirin farklı halkalarında da ciddi kırılmalar yaşanıyor.

Bundan sonra en büyük baskının doğrudan üretici üzerinde hissedilmesi ise kaçınılmaz görünüyor.

Ancak sadece “Kim konkordato ilan etti?” sorusuna odaklanırsak, asıl resmi kaçırırız.

Asıl soru şu:

Bu sistem neden konkordatoya sürüklendi ve bir firmanın finansal sorunu neden tüm sektörü etkiliyor?

Yaş sebze ve meyveyi kim finanse ediyor?

Sahadaki gerçek ile mevzuattaki yapı arasında ciddi bir uyumsuzluk var.

Üretici çoğu zaman üretime başlamadan önce finansmana ihtiyaç duyuyor: sera kurulumu, fide, işçilik, gübre, ilaç…

Bu noktada çoğu zaman bankalar değil, hal komisyoncuları devreye giriyor.

Açık konuşmak gerekirse:

Antalya’da üretimin en önemli finansörlerinden biri uzun yıllardır komisyonculardır.

Komisyoncu üreticiye avans veriyor, çek veriyor, hatta üretimin finansmanını başlatıyor. Üretici daha ürün ortada yokken borçlanmış oluyor.

Örneğin domates üreticisi 90 gün sonra hasada başlıyor ama o süre içinde zaten komisyoncuya bağımlı hale geliyor.

Ürün satılıyor, tahsilat yapılıyor ama üreticinin borç döngüsü bitmiyor.

Sezon bitiyor ama borç bitmiyor

Sezon boyunca üretici yeniden borçlanmaya devam ediyor.

Zirai ilaç ve gübre bayileri de çoğu zaman üreticiyi finanse eden bir diğer halka oluyor.

Sezon sonunda hesaplar kapanıyor gibi görünse de çoğu zaman borçlar erteleniyor.

Alacaklar ise genellikle çekle ödeniyor ve vadeler bir yıla, hatta daha da ötesine uzayabiliyor.

Üretici bu çekleri de çoğu zaman kendi borcunu kapatmak için kullanıyor.

Böylece herkes birbirine bağlanıyor:

Üretici komisyoncuya, komisyoncu üreticiye, üretici bayiye, bayi tedarikçiye…

Dev bir vadeli borç zinciri oluşuyor.

Konkordato gelince zincir kırılıyor

Basit bir örnek düşünelim:

Komisyoncu üreticiye çek verdi, üretici bunu bayiye aktardı.

Komisyoncu konkordato ilan ettiğinde sadece kendi ödemesi durmuyor.

Üreticinin nakit akışı bozuluyor.

Bayi tahsilat yapamıyor.

Tedarikçi de zincirleme şekilde etkileniyor.

Yani bir firmanın yaşadığı finansal sıkışma, aylar içinde tüm sektöre yayılan bir krize dönüşüyor.

Sorun konkordato değil, sistem

Konkordato bir sebep değil, bir sonuçtur.

Asıl problem kontrolsüz ve zincirleme vadeli finansman yapısıdır.

Üretici çoğu zaman kendi sermayesi olmadan büyüyor, borçla üretim yapıyor.

Her şey yolunda gittiğinde sistem çalışıyor gibi görünüyor. Ancak fiyatlar düştüğünde ya da zincirin bir halkası koptuğunda sistem tamamen kilitleniyor.

Çünkü herkes birbirinin borcunu finanse ediyor.

Çözüm ne?

Finansman ile ürün ticareti birbirinden net şekilde ayrılmalı.

Komisyoncu finansman sağlayabilir, ancak ürün bedeli ile borç ilişkisi iç içe geçmemeli.

Üretici ürününü sattığında parasını zamanında ve öngörülebilir şekilde alabilmeli.

Üretici de buna göre plan yapmalı; maliyetini, riskini ve gelirini doğru hesaplamalı.

Ödemesini yapmayan yapıya sürekli ürün akışı devam etmemeli.

Çünkü ticaret sadece güvene değil, kurallı, şeffaf ve denetlenebilir bir sisteme dayanmak zorunda.

Sürekli büyüme zorunlu değil

Bir diğer temel sorun da sürekli büyümenin başarı sanılması.

Üretici kazandıkça yeniden borçlanarak büyümeye çalışıyor.

Oysa sürdürülebilir olan, kontrollü ve planlı büyümedir.

Ciro başka, kâr başka, nakit akışı ise tamamen farklı bir gerçektir.

Büyük görünmek, borçları rahatça çevirebildiğiniz anlamına gelmez.

Sonuç

Tarım sektörünün daha fazla borçla değil, öz sermaye, finansal disiplin ve kısa vadeli, sağlıklı tahsilat sistemiyle büyümesi gerekiyor.

Aksi halde her yıl zincirin yeni bir halkası kopar.

Ve her kopuşta sadece bir firma değil, tüm sektör zarar görür.

Konkordato bir sonuçtur. Asıl mesele, bu sonucu üreten sistemi değiştirebilmektir.