Değerli okurlarım, biz insanlar oldukça meraklı bir yapıya sahibiz. Bu meraklı yapımız kimi zaman başımıza iş açsa da çoğu zaman kişisel yaşantımızda bize yol gösteren temel bir unsur haline geliyor. Belki bu zamana kadar birçoğumuz merakından her şeyi “Bu ne?” diye soran çocuklara bıkkınlıkla cevap verip bazen de görmezden geldik. Fakat aslında merak duygusu başta bir çocuğun kişisel gelişimi olmak üzere birçok konuda gelişimine katkı sağlar. Bu yüzden bu kimine anlamsız, kimine anlamlı ama gerçekte oldukça önemli bir özellik olan merak duygusunun kaynağını nereden geldiğini ve insan yaşamı için aslında ne kadar önemli olduğundan bahsedeceğim.

Neden merak ettiğimizi açıklamak için ileri sürülen pek çok görüş vardır. Görüşlerden birine göre yeni ve karmaşık şeyler beyinde bir belirsizlik hissine neden oluyor. Hoşnutsuzluk ve rahatsızlığa yol açan bu belirsizliği yok etmenin yollarından biri de merak tutkusuyla birlikte açıklığa kavuşma, bilinene ulaşma durumu. Ancak bu kuram, insanların yeni ve bilinmeyenle karşılaşmadan da meraklı olmaları durumunu açıklayamıyor. Bir diğer kuram, “en uygun uyarılma” kuramı. Buna göre, beyin her zaman en uygun uyarılma düzeyinde olma eğilimi gösterir. Bu düzeyin altına düşünce, beyin merakla birlikte yeni şeylere yönelir ve kişi en uygun uyarılma düzeyine ulaşır. Bu kuram, bir önceki kuramın eksik olduğu noktalara cevap olsa da, bu kez de neden bu düzeye ulaşan insanın hala merak ettiğini açıklayamaz. Üçüncü kurama göre beyin, merak sonrasında ulaşılan noktayı ödül olarak algılar, yeni bilgiler öğrenmeye çalışmak dopamin salgılanmasına neden olur ve kişinin daha iyi hissetmesini sağlar. Sebebi ne olursa olsun, merak, insanlığın ayrılmaz bir parçasıdır. İnsanın, bilimin ve toplumların ilerlemesinin temelindedir ve bu yüzdendir ki başarılı insanları, ilerlemiş toplumları diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri onların zekalarından çok ne kadar meraklı olduklarıdır. Tarihteki tüm keşifler, buluşlar merak sayesinde olmuş dünyanın yuvarlaklığından, Amerika kıtasının keşfine, tüm gelişmeler insanlar, gördüklerinin ötesine ulaşmak istedikleri için gerçekleşebilmiştir. İnsanoğlu, yeniye ve farklı olana doğru kuvvetli bir çekim gücünün varlığıyla doğar. Ve bu çekim gücüyle harekete geçip yeni şeyler keşfeder, öğrenir ve ilerler. Merak ettiği şeylere ulaşma uğruna, çocuk risk alır, düşer, yaralanır konuşmaya başladıktan sonra da soruların dünyasına geçiş yapar ve bıkmadan usanmadan sorular sorar. Merak dürtüsü olmayan bir insan durağan kalır, değişen yaşama uyum sağlayamaz ve gelişemez bilim yapamaz, yeni kavramlara ve teorilere ulaşamaz. Ne yazık ki, merak, bizim kültürümüzce yüceltilen bir yeti değil. Pek çok kültürde merakı önemini vurgulayan, deyiş ve atasözleri varken bizimkinde merak, gereksiz ve hatta zararlı olarak yansıtılıyor. Çocuklara, meraklı olmamasını öğütlüyor ortalığı karıştırmamasını, eşyaları kurcalamamasını, çok soru sormamasını, fazla konuşmamasını söylüyor ve kızıyoruz. Bunu sonucunda çocuklarımız özgünlüklerini yitiriyor, farklı açılardan bakmaktan vazgeçiyor, sıradanlaşıyor, düşünmeyi unutuyor ve fikir üretmiyorlar. Merak dürtüleri yerini uyum sağlamaya, “icat çıkarmamaya”, kendilerinden bekleneni yapmaya bırakıyor.

YETERLİ EĞİTİM VERİLİYOR MU?

Eğitim sistemimiz de bu kültürün bir parçası olarak, merak tutkusuna yeterli desteği veremiyor. Merak, insan beyninin öğrenme gerçekleriyle hemen hemen hiç örtüşmeyen geleneksel eğitim modeli tarafından neredeyse hiç desteklenmiyor. Öğrencilerden, ders dışında işlerle uğraşmamasını, vakit kaybetmemesini, sınava çalışmasını, ödevlerini yapmasını isterken aslında, merak duygularını gittikçe köreltiyor ve bununla birlikte öğrenme isteklerini gittikçe azaltıyoruz, düşünme gücü ve üretkenlikleri yok oluyor. Bu durumda, eğitim sisteminin ilk ve en önemli kaygılarından biri merak duygusunu canlı tutmak olmalıdır. Bu yüzden sınıf ortamı, ezber bilgi üzerine değil, motive edici ve ilgi uyandırıcı aktiviteler ve bilgiler üzerine kurulmalı. Öğrencilerin soruları ve fikirleri yargılanmamalı onlara, düşüncelerini eyleme dökmeleri için alan ve zaman sağlanmalı. Buraya kadar anlatılanlar genel bir özetiydi. Fakat asıl sorun merakın ne olduğunu bilmemek değil, özellikle ailelerin çocuklarına bu konuda bilinçsiz yaklaşımı diyebiliriz. Oysa ki sonsuz sevgi ve desteğinizle sarmaladığınız, hayatta her şeyin en iyisine, en güzeline sahip olmasını istediğiniz çocuklarınız için aslında verebileceğiniz en güzel hediyenin onu, kişiliğini, hayata bakışını ve yaşamı ele alışını şekillendirmek olduğunu hiç düşünmüş müydünüz? Çocuklarınıza meraklı olmayı, sorgulamayı, cesaretle ilerlemeyi, hata yapmaktan korkmamayı ve yaşamın her anından keyif almayı öğreterek aslında onlar için rengarenk bir dünyanın kapılarını aralayabilirsiniz. Bu yüzden özellikle çocuklar merak duygusundan mahrum kalmamalı, soru sormaktan çekinmemelidir. Çünkü çocuklarımızın üzerine bu kadar titrerken aslında kısıtlamalarla onları ne kadar güçsüzleştirdiğimizi fark etmiyoruz bile.