Venezuela’yı çocukluğumdan hatırlarım. Dünya güzellik yarışmalarında sık sık derece alırlardı. O zamanlar Venezuela’yı gözümde büyütürdüm. İnsanları bu kadar güzel ise orası zengin ve mutlu bir ülke olmalı, diye düşünürdüm.

Venezuela lideri Maduro’nun böyle ilginç bir olaya konu olması nedeniyle biraz araştırdım. Gerçekten de bir dönem iyi yöneticiler sayesinde 40 yıl civarında bolluk ve refah içinde yaşamışlar.

Venezuela, uluslararası güzellik yarışmalarında efsanevi bir başarı yakalamış. 1979-2013 arasında 7 Kainat Güzeli, 6 Dünya Güzeli çıkarmış. Bu başarılar nüfusuna oranla dünyanın en iyisi olduklarını gösteriyor. Ülke, bu zaferleri profesyonel eğitim kampları, estetik cerrahi ve kişilik koçlarıyla sistematik hale getirmiş ve kriz dönemlerinde bile "güzellik ihracatı" milli gurur kaynağı olmuş.

Venezuela Güney Amerika’nın kuzey kıyısında güzel bir ülke. En önemli özelliği güzellik kraliçeleri değil tabi ki. Dünyanın en fazla petrol rezervlerine sahip ülkesi olması asıl özelliği. Şu an halkı fakirlik ve sefalet içinde yaşarken bir grup insan zenginlik ve refah içinde yaşıyor. Demokrasileri içler acısı, seçimleri şaibeli. Halk zor durumda.

Bu kadar zengin kaynakların üstünde otururken nasıl böyle sefalet içindeler?

Bunu anlamak zor. Biraz tarihine ve demografisine bakmakta yarar var.

Venezuela'da İspanyol sömürge öncesi dönemde (1498 öncesi), Orinoco Nehri havzası, Maracaibo Gölü çevresi ve kuzey kıyılarında çok çeşitli yerli topluluklar yaşıyordu. Bu kabileler tarım, avcılık, balıkçılık ve ticaretle geçinen kabile halinde yaşayan yapılar oluşturmuştu.

Arawaklar, Karibler, Wayuu, Yanomami, Warao ve diğer kabilelerle birlikte s tahmini 400.000 nüfusa sahiplerdi. Kolomb sonrası hastalıklar ve kölelik bu popülasyonu %90 azalttı, ama Wayuu ve Yanomami gibi gruplar kültürel sürekliliklerini kısmen korudu. Bu topluluklar tarım, balıkçılık ve avcılıkla yaşıyorlardı.

1498'de Kristof Kolomb'un kıyılara ulaşmasıyla İspanyol keşifler başladı ve 1522'de resmen sömürgeleştirildiler. Bazı koloniler kakao, kahve ve Afrika kökenli köle emeğiyle zenginleştiler. Şu an etnik yapıları yerli-Avrupa karışımı Mestizo (%50), İspanyol, İtalyan, Portekiz kökenli beyazlar (%43), yerliler (%3) ve Afrokübalılar (%4) ile 19. yüzyılda Avrupa göçleriyle çeşitlendi. Kolonyal dönemde yerli nüfus hızla azaldı, kölelik toplumsal hiyerarşiyi şekillendirdi.

Venezuela, 1811'de Francisco de Miranda önderliğinde İspanya'dan bağımsızlık ilan eden ilk Güney Amerika bölgesi oldu. Ancak savaşlar 1821'e dek sürdü. Simon Bolivar'ın Carabobo Savaşı'ndaki zaferiyle tam bağımsızlık kazandılar. Kolombiya, Ekvador ve Panama'yla Büyük Kolombiya Birliği'ni kurdular ama 1830'da ayrılarak tam egemen devlet haline geldi.

1958 Punto Fijo Anlaşması'yla başlayan demokrasi, 1970'lerde petrol patlamasıyla zirveye ulaştı; ülke kişi başı gelir 3.000 USD’dan fazla gelirle Latin Amerika'nın en zenginlerinden biri haline geldi. 1990'lara dek süren bolluk, petrol bağımlılığı nedeniyle çok kırılgandı. 1998'de Chavez'in seçilmesi çöküşü tetikledi.

Chavez dönemi (1999–2013), Venezuela'da köklü değişimlere sahne oldu. 1999’da halkın onayıyla yeni bir anayasa kabul edildi. Bolivarcı Devrim’in temelleri atıldı. Hugo Chavez, popülist bir lider tarzı benimsedi. Sözde katılımcı demokrasiyi savunurken, seçimlerle üst üste referandumlardan geçti. 15 yılda 15 halk oylamasının 14’ünü kazandı. Ancak bu süreçte yargı ve yasama organları üzerindeki kontrol güçlendi; demokrasi niteliği, “kutuplaşma” ve “otoriterleşme” eğilimleriyle sorgulanır hale geldi.

Petrol bağımlılığı arttı. 1998’de %80 olan petrol gelirine bağımlılık, 2012’de %95’e ulaştı.

Gelir dağılımı ve yoksullukta iyileşme dönemleri de görüldü. 1999–2011 arasında sosyal misyonlar aracılığıyla yoksulluk ve eşitsizlik ciddi oranda azaldı.

Petrol fiyatlarına dayalı bu model sürdürülemezdi. Sanayide üretim düştü, fiyat kontrolleri kıtlıklara ve enflasyonun artmasına neden oldu. 2013 sonrası mali kriz sinyalleri belirdi.

Petrol şirketi PDVSA başta olmak üzere tarım, iletişim gibi stratejik sektörlerde devlet kontrolü artırıldı. Bu adımlar, özel sektörün geri çekilmesine ve yatırımcı güveninin erimesine yol açtı.

Chavez, ABD karşıtı politikalar geliştirerek, Rusya, Çin, Küba, İran gibi ülkelerle ilişkileri güçlendirdi.

Petrol politikalarını bölgesel etki alanı yaratmak için kullandı. Latin Amerika’daki sol dalgaya ideolojik liderlik etti.

Yargı bağımsızlığı ciddi zarar gördü. 2004’te Anayasa Mahkemesi’ne hükûmet yanlısı hakimler atandı; yargı denetleme fonksiyonu büyük oranda kısıtlandı.

Basın ve ifade özgürlüğü kısıtlandı. Medya üzerindeki devlet kontrolü sıkılaştı, eleştirel yayınlar caydırıldı, sansür ve hukuki baskılar arttı.

Sivil toplum ve insan hakları aktivistlerine yönelik baskılar arttı. Yabancı finansman alan STK’lar “hainlik”le suçlandı, yargılamalarla karşılaştı. İnsan hakları örgütlerinin faaliyetleri kısıtlandı.

Keyfi tutuklamalar, işkence, kaybolma iddiaları arttı. 2017 sonrası dönem de dahil olmak üzere, Chavez zamanı başlasa da Maduro sonrası tırmanan insan hakları ihlalleri bu dönemden devralındı.

Maduro dönemi (2013–2026) boyunca, hem içerde hem dışarda dramatik değişimler yaşandı. Maduro, Chavez'in ölümünden sonra seçimi kazandı; sonraki dönemlerde artan oranda meşruiyetsiz seçimler düzenledi. 2018 ve 2024 seçimleri uluslararası gözlemciler tarafından hileli olarak değerlendirildi. Muhalefet, 2015'te mecliste çoğunluğu ele geçirip Meclis’i etkin hale getirse de, Maduro 2017'de hükümet yanlısı Kurucu Meclis kurarak meclisi devre dışı bıraktı.

2013–2020 arasında kişi başı milli gelir %73 oranında düştü; 2019’da hiperenflasyon on milyonlu oranlara ulaştı.

Temel gıda ve ilaç fiyatları astronomik seviyelere çıktı, günlük yaşam zorlaştı. 2025’te enflasyon %500'ün üzerine çıktı; yaşam pahalılığı insanları hem zorladı.

Petrolden elde edilen gelirler düşerken borsa ve sanayi çöktü; kamu harcamaları azaldı ve sosyal hizmetler büyük gerileme yaşadı.

Devlet güçleri ve bağlı milisler tarafından sistematik baskı gerçekleştirildi. Keyfi tutuklamalar, işkence, muhalifleri hedef alan katliamlar görüldü.

2024 seçimleri sonrası yabancı hukuk gözlemcileri ve sivil toplum grupları ciddi hak ihlallerini rapor etti; binden fazla siyasi tutuklu bulunduğu belirtildi.

Basın özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlandı; muhalif medya kapanmak zorunda kaldı, gazeteciler tutuklandı veya baskı gördü. Rusya, Çin, İran ve Küba ile stratejik ilişkiler derinleşti. Bu ülkeler, ABD’nin müdahalelerine karşı Maduro rejimini destekledi.

3 Ocak 2026’da ABD özel harekatı düzenleyerek Maduro'yu tutukladı ve ABD’ye götürdü ve ülkenin petrol gelirlerini kontrol altına alma planlarını duyurdu.

Müdahale, uluslararası düzeyde büyük tartışma yarattı. BM, AB ve insan hakları örgütleri saldırıyı kınarken, Maduro yönetimini insan hakları ihlalleriyle suçlayan raporlardan da bahsedildi.

Maduro dönemi, ekonomik çöküş, insani kriz ve ağır hak ihlalleriyle karakterize edildi. İçeride otoriter kurgunun derinleştiği, dış politikada ise ABD karşıtlı kazandığı, çok kutuplu ilişkiler kurulduğu bir dönem olarak kayda geçti. Ocak 2026’daki ABD müdahalesi, siyasi ve diplomatik bir dönüm noktasına işaret etti.

O kadar petrole rağmen neden fakirler?

Çünkü Venezuela “Kaynak Laneti” yaşadı. Petrole aşırı bağımlılık nedeniyle ekonomi çeşitlenmedi, petrol fiyatı düşünce gelir çöktü. Yanlış politikalarla fiyat kontrolleri ve kamulaştırmalar üretimi bitirdi. Yolsuzluk önlenemedi. Petrol gelirleri kötü yönetildi, israf edildi. Para basarak bütçe açığı kapatıldı, hiperenflasyon ile halkın alım gücü yok oldu. Yaptırımlar ve siyasi kriz dış ticareti daralttı. Yatırımcılar ülkeden kaçtılar.

Bütün bunlar gösterdi ki, petrol zenginliği iyi yönetilmezse fakirlik kaçınılmaz oluyor.

Sonuç olarak, petrol tek başına refah garantisi değil; çeşitlendirilmiş ekonomi, sağlam kurumlar ve şeffaf yönetim olmadan kaynak zenginliği “Kaynak Laneti”ne dönüşüyor.