Tarımsal eğitimin 180. yılı ve 10 Ocak Ziraat Mühendisleri Günü kutlu olsun. Tarımsal gelişimin her aşamasında emek veren meslektaşlarımı saygıyla selamlıyorum.
Üniversitenin ilk yıllarında, meslek derslerinde “tarımsal yatırım nasıl yapılmalı, nelere dikkat edilmeli?” gibi konular işlenmeye başladığında, hocalarımızdan birinin şu sözleri kulağımızda kalmıştı:
“Bir yerde üretim planı yaparken toprağa ve çevrenize iyi bakın. Su kaynaklarının durumu nedir, çevresel faktörler nelerdir ve bu kriterlere göre ne yetiştirilebileceğine karar verin.”
Bu konuyu neden anlatıyorum?
Geçtiğimiz günlerde Kırkgöz su kaynakları üzerinde kurulu bir muz serasıyla ilgili yıkım kararı gündeme geldi. Şehrin içme suyu kaynaklarının başında gelen Kırkgöz’ün, serada kullanılan gübre ve pestisitlerden etkilenmemesi amacıyla alınmış bir karar bu.
Yatırımcının kendince haklı gördüğü bir savunması var:
“Ben burada binlerce ton muz üreterek ekonomiye katkı sağlıyorum; siz üretimi bitirmek için çaba sarf ediyorsunuz.”
Peki, kardeşim, sormazlar mı?
Bu yere sera kurarken su kaynaklarını kirletme ihtimalini hiç değerlendirmedin mi?
Buraya ruhsat verilirken, teşviklerden faydalanılarak bu yatırım yapılırken, onay verenler “sera nereye kuruluyor” diye bakmadı mı?
Yoksa genel geçer bir anlayışla, “biz yapalım, zaten kimse yıkamaz” mantığıyla mı ilerlendi?
Üretim yapmak elbette önemli ve değerlidir. Ancak asıl önemli olan, temiz su kaynaklarının korunmasıdır. Temiz suya ulaşabilmek için savaşların yaşandığı bir dünyada, biz neredeyse kendi temiz su kaynaklarımızı nasıl yok ederiz diye uğraşıyoruz.
Mühendislik, biraz da yatırımları sürdürülebilirlik açısından değerlendirmek değil midir?
Bu kararı alan ve öneriyi ortaya koyan herkesi kutluyorum. Belki bu yıkım ya da seranın yerinin değiştirilmesi, bundan sonra yapılacak yatırımların daha detaylı incelenmesine ve doğal kaynakların korunmasına yönelik önemli bir örnek olur.