İlkçağın antik kentlerinde ölüler dünyasına verilen önemi, nekropol denilen kent mezarlıklarında görebiliriz. Sart’ta Akropolün batı yönünde tam karşısında, en az Akropol kadar dik ve yüksek bir tepe var.
Buraya da Nekropol (mezarlık) Tepesi deniliyor. İki tepenin arasında, ilkçağlarda altın parçacıklarını kumlarının arasında getiren Sart (Paktolos) Çayı akıyor. Akropol çaydan başlayarak iki kilometre kadar hafif bir eğimle yükseldikten sonra, hızla yükselerek zirve yapıyor. Nekropol Tepesi ise çayın kenarından itibaren hızla yükselerek, çaydan 500 metre bile uzaklaşmadan zirve yapmaktadır. Nekropol tepesinin eğimi 60-70 dereceyi bulan doğu yamacında, yani çayın hemen batısında halka ait ölülerin gömüldüğü Nekropol, aradan geçen binlerce yıla rağmen, hafif çukurluk ve tümsekler olarak yerlerini belli etmektedir.
Bunun Gediz Ovasına bakan daha kuzeydoğu yamacında ise bugünkü Sart Kasabasının Mezarlığı olup iki bin yıl önceki bir Sartlı ile bugünküler yan yana yatmaktalar. Yani Nekropol Tepesi binlerce sene önce olduğu gibi bugün de mezarlık görevini yerine getirmektedir.
Hatta Akropol dönüşü karşılaştığım bir köylü, bugünkü mezarlığın kuzey doğusunda, bir de bulaşıcı ve tedavisi olanaksız hastaların kapatılıp, sonrada ölünce küpler içinde veya tuğladan oda mezarlara gömüldüğü başka bir mezarlık olduğunu, kazılarda bunlara o bölgede rastlandığını anlattı. Olay her ne kadar mantıklı gelse de bunu doğrulayacak bir bilgiye ulaşamadım. Zaten harabenin hiçbir yerinde yeterli bir bilgilendirme levhası ve bilgi verecek kimse de yoktu. Mantık, ver parayı gir harabeye, ne anlayabilirsen anla biçimindeydi.
Nekropol Tepesinin çay boyunca yükselen eteklerinde yer alan bu mezarlıklar, hepsi de sıradan mezarlar olup buraya Nekropol Tepesi denilmesinin asıl nedeni ise tepenin zirvesindeki mezarlardır. Akropol ile hemen hemen aynı yükseklikteki tepede, büyük lahitler içersinde, ünlü komutanlar, üst düzey yönetici ve kralların ödüllendirdiği kimselerin mezarları bulunuyormuş.
Harabenin bekçisi, tepedeki bu lahitlerle, taş ve tuğla mezar odaları içinde eşi ve çocuğu ile birlikte gömülenlerin de bulunduğunu söyledi. Manisa Müzesinin bahçesinde buradan çıkarılmış bir lahiti de gördüm. Oradaki lahitlerin en büyük ve en güzel işlenmiş olanlarından birisiydi.
Sart’ta birbirinden çok farklı ölü gömme biçimleriyle karşılaşıyoruz. Sıradan fakir halkın Nekropol tepesinin çaya yakın eteklerindeki küçük tümseklerden, ölüleri yakma yöntemine, lahitlerden Tümülüslere ve mezar odalarına dek pek çok ölü gömme yönteminin yanı sıra, tapınağa varmadan sol taraftaki Şeytan Deresinden biraz içeri girince, bir de piramitle karşılaşıyoruz. Bu yıkılmış piramidin MÖ. Beşinci yüzyıldan kaldığı sanılmaktadır.
Görkemli Artemis tapınağı, devasa sinagogu ve Hıristiyanlığın ilk yedi kilisesinden birisinin burada bulunması, Lidyalıların dinlere bağlılığı ve hoşgörüsünü, dağ gibi mezarlar ise ahiret inançlarının ne denli güçlü olduğunu göstermektedir diye düşünüyorum.