Kamusal hizmetin kırılganlığı ve çözüm yolu
Antalya’da şehir içi toplu ulaşımda yaşanan sorunlar, artık yalnızca hizmet kalitesi tartışması değildir. Mevcut tablo, kamusal bir hizmetin yapısal olarak kırılgan hale gelmesinin ve yönetilemeyen risklerin birikimli sonucudur.
Bu kırılganlık, Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin en son Sayıştay denetim raporunda da açık biçimde ortaya konmuştur. Raporda, toplu ulaşım hizmetinin yürütülme biçiminin idarenin denetim kapasitesini zayıflattığı ve hizmet sürekliliğini sözleşme ilişkilerine aşırı bağımlı hale getirdiği tespit edilmiştir.
Antalya’da şehir içi toplu ulaşım hizmetinin önemli bir bölümü, özel halk otobüsleri aracılığıyla yürütülmektedir. Bu araçlar, bireysel işletmecilik anlayışıyla değil; dernek veya kooperatif benzeri örgütlü bir temsil yapısı üzerinden hareket etmektedir.
Yaklaşık 440 özel halk otobüsünün tek merkezli bir yapı altında fiilen birlikte hareket edebilmesi, Antalya gibi büyük bir kent için yüksek düzeyde sistemik risk üretmektedir. Bu yapı, belediyenin kamusal hizmeti kesintisiz biçimde planlama ve yürütme kapasitesini sınırlamaktadır.
Toplu ulaşım hizmetinin özelleştirilmesiyle birlikte belediye, doğrudan hizmet üreten aktör olmaktan çıkmış; buna karşılık özel işletmecilerin örgütlü yapısı zamanla kamusal karar süreçlerini etkileyebilen bir güç alanına dönüşmüştür. Bu nedenle Antalya’da yaşanan ulaşım krizleri rastlantısal değil, tekrarlayan bir döngü niteliği taşımaktadır.
Her sözleşme yenileme, her mali destek veya ücret düzenlemesi sürecinde benzer aksamaların yaşanması; toplu ulaşım hizmetinin fiilen pazarlık süreçlerine bağımlı hale geldiğini göstermektedir. Bu durum, kamusal bir hizmetin dolaylı biçimde idari ve siyasi baskı aracına dönüşmesine zemin hazırlamaktadır.
Sayıştay raporunda işaret edilen bu yapısal riskler, Belediye Meclisi bünyesinde görev yapan Ulaşım Komisyonu tarafından da değerlendirilmiştir. Ancak karar alma sürecinde, Ulaşım Komisyonu raporu esas alınmaksızın konu doğrudan Plan ve Bütçe Komisyonu raporu üzerinden oylamaya sunulmuştur.
Bu yaklaşım, teknik ve hizmet odaklı değerlendirmelerin mali çerçeveye indirgenmesine yol açmış; Sayıştay tarafından tespit edilen kamusal risklerin yönetilmesini zorlaştırmıştır. Ortaya çıkan tablo, kurumsal eşgüdüm eksikliğinin somut bir göstergesidir.
Antalya’da toplu ulaşım sorunu, yalnızca teknik düzenlemelerle çözülemez. Asıl ihtiyaç, kamunun planlama ve denetim gücünü yeniden tesis eden bir yönetişim modelidir.
Bu kapsamda; belediyenin asgari hizmet kapasitesini kendi imkânlarıyla sağlayabilecek yapıya kavuşması, özel işletmecilerle yapılan sözleşmelerin açık ve ölçülebilir performans kriterlerine dayandırılması ve denetim mekanizmalarının sonuç üretir hale getirilmesi gerekmektedir.
Antalya’da şehir içi toplu ulaşım, yalnızca bir ulaşım meselesi değil; kamusal yönetim kapasitesi meselesidir. Bu kapasitenin güçlendirilmesi, yurttaşların kesintisiz ve güvenilir ulaşım hakkının temel koşuludur.