Dışarıda Ocak ayının serinliği, yer yer Antalya’nın o meşhur sağanak yağmurları var. Duraklarda elimizde şemsiyelerle, gelmeyen otobüsleri beklerken aslında hepimizin aklında aynı soru var: “Kışın bu hali buysa, yazın ne yapacağız?”

Antalya’da toplu taşıma sorunu mevsimlik bir mesele değildir; bu açıkça bir sistem meselesidir.
Ancak tecrübeyle sabittir ki kışın çözülmeyen her düğüm, yazın Antalya’nın 45 derece sıcağında vatandaşın boynuna dolanır.

Bugün duraklarda en çok dile getirilen şikâyet seferlerin düzensizliği.
Yağmur altında ıslanan vatandaş, yazın klimasız ve balık istifi yolculuğun tekrarını yaşamaktan endişe ediyor.

Her yıl aynı sözler duyuluyor:
“Klima arızalı”, “Parça bekleniyor”, “Şoför açmayı unuttu”.
Oysa Antalya’da klimasız otobüs, teknik bir aksaklık değil; idari bir zaaf göstergesidir.

Ocak ve Şubat ayları, tüm otobüs filosunun bakımının yapılması, klima sistemlerinin kontrol edilmesi ve denetim mekanizmalarının netleştirilmesi için en doğru zamandır.
Klima, lüks değildir; pazarlık konusu hiç değildir.
Toplu taşımada zorunluluktur.

Sadece araçlar değil, personel de yaza hazırlanmalıdır.
Yaz aylarında artan sıcaklıkla birlikte yaşanan yolcu-şoför gerilimleri, kıştan verilecek eğitimlerle azaltılabilir.
İletişim, öfke kontrolü ve halkla ilişkiler eğitimleri artık ertelenmemelidir.

Buradan Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne açık bir çağrı yapmak gerekiyor:
Yazın ortasında şikâyet masası kurmak çözüm değildir.
Asıl başarı, kışın ortasında yazın yaşanacak sorunları önleyebilmektir.

Şimdi Ocak ayındayız.
Planlama zamanı bugün.
Aksi halde Temmuz ayında aynı manşetleri bir kez daha okumak zorunda kalacağız.