CHP vatan kurtaran, kuran, vatanı yurt edinmiş bir partidir. Son zamanlarda yaptığı çalışmalar üzerinde konuşmamız, bu meziyetten dolayı üzerinde durmamız bizim bir görevimizdir. Atatürk dönemi hariç olmak üzere altı ok birer koldan kırılmaktadır. Çağdaş uygarlık seviyesi denilmişti. Hani durağanlaşan, birbirini hırpalayan siyasetten, sen şöyle, yaptın, ben böyle yaptın demeden yeni çalışmalar sürmelidir.
Atatürkçülük durağan, bürokratik bir parti değildir. Olmamalıdır. Eğri oturup doğru konuşmamız gerekirse, şu anda ülkesini sevmeyen var mı? Bu da olabilir ama kısmidir. Yani ne olmuş CHP’li iseniz? Ne olmuş CHP’yi Atatürk kurmuşsa? Ha burada dönüp düşüneceğiz. İlkeleri nelerdir neler feda edilmiş? Samimiyetten yoksun boş sözlere karnımız tok. “Halk sahip çıkmıyor” sen nasıl sahip çıkılacağını yan yana gelip anlattın mı? Günlük hayatımızdan yaşantılardan örnekler gösterdin mi? Bu örnekler somut muydu? Çünkü Atatürkçülük somut durumların somut tahlilidir.
Demokrasimizin, insan haklarının, ekonomik gelişmesinde nasıl bir yol izlenmelidir? Bunu halklarla paylaştınız mı, yoksa dış güçlerin emrinde misiniz? Başta samimiyet olmalı ve herkes buna inanmalı. İnandırmak gereklidir. Hayalsiz iş yapılmaz. Yalnızca slogan partisi durumundan çıkılmalıdır. Sözleriniz, hallerinizin peşinden koşar adım gitmelisiniz.
Atatürk’ün devrimcilik ilkesi durmayı hedeflemez. Sürekli aksiyon vardır. Süregendir. Milliyetçilik ile birleştiğinde “Millet fakru-zaruret içinde” olmamalıdır. Olamaz da…
İnsan hakları başta olmak üzere, şimdiye kadar hangi hakların insanlara kazandırıldığını veya katkı sağladığınızı söyler misiniz?
Güneydoğuda birçok köy boşaltıldı. Kırsal alanlardaki köylerimiz tarımsal alanlarını terk ederken neler yaptınız, ya da bundan böyle neler yapacaksınız? Çiftçilerimize arsızca verilen ara hususunda ne yaptınız? Ekilmeyen, biçilmeyen arazilere onar bin lira verildi, Çiftçiler ve gelecek nesli üretimi “tarımsal üretimi” unuttu. Nasıl geliştirileceksiniz? Asla çaresiz değilsiniz. Yeter ki doğru ve adil işler peşinde bizi de yanınıza alınız. Dünyaya satılan ihtiyaç fazlası ürünler artık üretilemiyor. Atatürk’ün Kurtuluş savaşından hemen sonra 1927 İzmir iktisat Kongresi size yol gösterecektir.
Elbette zorlu yoldur bu yol. Çünkü egemen güçler kendisini kainatın efendisi sayıyorlar. Peki siz kainatın neresindesiniz? Egemen güçlerin yaptığı o kadar önemli değil. Yedi düvele kafa tutan Utku ile kurtuluşunu sağlayan bir ulusun bir Atatürk’ün vatandaşıyız.
Şimdi yeniden soru sorma gereksinimi ortaya çıkıyor. Kendimize zaman zaman sorular sorarak kendimizin bu doğrultuda neler yapabileceğimizi tartışmamız lazım. Kırgınlığınız varsa unutun. Anti tezler daima etkilidir.
Yarın ana meseleler nedir? Devamı yarın