Otele gelen müşteriler yabancı ülkelerden, illerden gelip paralarını severek verdiler. Bir yıl boyunca çalışmışlardı. Çok yorulmuşlardı. Sonra ne de olsa konu komşu, arkadaşları ve dostlarına beş yıldızlı otelde harika bir tatil yaptıklarının havası da vardı. Otele tatil için gelenler; eğlenmek istiyordu. Animatörler, sanatçılarda planlanan vakitte sahne alıyorlardı.

Eğlenceden hoşlanmayan insanlar da gün boyu kör boğazını düşünüyordu. Otel, l24 saat bir şeyler ikram ediyordu. Birçoğunun kanı kaynıyordu. Yemek saatleri belirlenmişti. Yazılı olarak asansörlere bile asılmıştı. Yemek saatlerinde bazıları da kafayı çekmek gibi kendine göre keyifli bir iş yapıyordu. Geçmiş yaşantısı ile şimdi yaşantısını karşılaştırıp biraz da kibirleniyordu.

Otel lobisi ve müzik yapılan yer buralara yakın olduğundan kimsenin bağırmadan anlaşması kapıya çıkmaktan başka umar bulmazdı. Hele manitası varsa mutlu şekilde, sahte gülüş ve kafayı demleme çabası düşündürücüydü.

Müziğin sesi yüksek volemde olunca otel kedisi Camgözün doğum yaparken çektiği acıyı kimse duymamıştı. Camgöz otelin arka bahçesindeki mutfak araçlarının konulduğu depoda doğum yaptı. Etrafında kocaman kazanlar, tencerelere rengi solmuş, makasız tabaklar, çatal ve kaşıklar, bozuk ocaklar atıl olarak duruyordu. Burayı hem cinsleri ve farelerden başka ziyaret edenler enderdi. Kendileri için bu depoda yaşamak güzeldi sakindi.

Camgözün büyük annesini ve babasını otel sahibi Van ilinden getirmişti. Dedesi ve Ninesi otelin ofisinde yaşamışlardı. Aileeposuna çoğalınca, bakımları zorlaşınca, yaşam alanları değişti. Artık kendi başının çarelerine bakmaya başladılar Van kedileri. Camgözün anası ile babası da otelin terk edilmiş bu deposunda hayatlarını sürdürmeye başlamışlar.

Camgöz doğunca, yeni bir bireyin kendilerine katılmasına sevinmiş. Camgözün yavrusu doğunca, ufacık gözlerini açarak:

-Miyav. Demiş. Sesini duyurmuş. Camgöz:

-Hoş geldin Fikom

Camgöz, Fikonun üstünü yalayarak kurulamış. “Bahtın açık olsun.” Demiş. Camgöz yavrusunu vücudu ile ısıtmış. Onu emzirmiş. Annesi yanından ayrılınca çok ağlayıp miyavlıyormuş. Annesi Camgöz yavrusunun yanına koşup geliyormuş. Fiko’nun akrabaları gelip ziyaret etmişler. Onu koklamışlar.

Fiko annesi cam göze sormuş:

-Anneciğim, bu dünya nasıl? Biz bu kadar mıyız?

Annesi Camgöze anlayacağı şekilde deneyimlerini anlatmaya başlamıştı:

-En önemlisi Yavrucuğum; her yere girme. Köpeklerle dalaşma!... İnsanların yanına fazla sokulma. Uygun yerde olursan, şansın mı diyeyim şansızlığın mı alır seni ev kedisi yaparlar. Halan böyle kafesle götürüldü.

Camgöz,içini çekerek:

-Ah ! Benim gibi, bizim gibi olmayanlar da var. Yatacak yeri olmayan, yemek için kendini o yana bu yana atanları söylemem

Lazım. Sen bir Van kedisisin. Yani asilsin. Asaleti koru biraz mağrur ol.

Barındıkları otel şehir merkezindeydi. Deniz gündüz çok rağbet görüyordu. Trafik yoğundu. Otel ana cadde olan otelin önünden vızır vızır araçlar gelip geçiyordu.

Camgöz:

-Akşam olsun trafik azalsın. Seni denize götüreyim.

-Tamam anneciğim. Çok merak ettim ama bu trafikte geçmek tehlikeli dedin. Karşıya geçmenin tehlikeli değil mi

Anneciğim?

-Söz dinleyen ve kuralları bilen için değil.

-Nasıl yani?

-Karşıya geçerken, küçükler annesinin elinden tutacak. Önce sağa sonra sol, tekrar sağa bakarak koşmadan hızlı şekilde geçecekler.

Fiko, akşama kadar heyecanla bekledi. Otelin karşısı denizdi. Deniz ile oteli, yol ayırıyordu. Fiko, anası Camgözün elinden tuttu. Verdiği kuralları uygulayarak emin şekilde karşıya geçtiler.

Camgöz kumsalı göstererek:

-Buraya kursal, yahut da plaj diyorlar. Tehlike en azdır. Burada yuvarlanabilir oynayabilir, koşabilirsin. Ama suya yaklaşma.

Fiko kumsalda battı çıktı. Ama su içmeyi kafasına koymuştu. Dalga Fikonun ayaklarına kadar gelince, eğilip bir yudum su içti. Midesi bulandı başı döndü. İlk defa deniz suyu içmişti. Öksürüp çıkarmaya çalıştı. Gözlerinden yaşlar döküldü kumsala Fikonun. Annesi Camgöz; ”Miyavlayıp” güldü.

-Korkma. Önemli bir konuyu da deneyerek öğrendin. Deniz suyunun tuzlu ve içilmez olduğunu.

Anne kız bir süre daha oynadılar sahilde. Yemek problemleri yoktu. Çöpe atılan yemek artıkları boldu. Diğer kedilerde gelip buradan faydalanıyorlardı. Çöpten kimler yaralanmıyordu ki! Sokakta yaşayan insanlar, köpekler, sinekler….

Dert yandı Camgöz beslenen canlılara:

-Allaha şükürler olsun. Heba, heder olan yemek artıklarını yediğiniz için. Aslında atılan artıklarla günde en az yüz insan doyar. Acaba

Otel sahibi düşünse bunları sosyal yardım kuruluşlarına verilse ne güzel olurdu. Burayı bir yana bıraksak bile insan sayısı fazla olan Afrika’nın insanlarına paketlenip, şişelenip gönderilemez mi?

Kuyruğu kesik köpek:

-Merhamet olmalı. Ben kuyruğumu işte açgözlü bir insan yaptı.

Camgöz duruma hayret ediyordu. Hemcinsleri yemekhanede kendilerine verilen yiyecekleri yemiyorlardı. Otel müşterilerin yediği lop eti istiyorlardı. Müşterilerin bacaklarına sürtünerek isteklerini belirtiyorlardı. Asla da farelerle savaşmıyorlardı. Camgöz dünya yaşı ile üç yıldır düşünüyordu. Hatta düşüncelerini, otel sahibine de açmış, konuşmuştu. Fakat olumlu bir sonuç alınmamıştı.

Otel sahibi; kibirle:

-Yani yardım kuruluşuna ben götüreyim kalan yemekleri.! El alem kötü söyler.

Müşteriler hala yemek saati geçtiği halde yiyip içiyorlardı. Görevliler de kısmen müşterilere iyi davranıyorlardı. Otelin konukları: “Pisi pis, diye seviyorlar “Pişttt” diye azarlıyorlardı. Kendilerine verilen yemek çok ganiydi.

Fiko:

-Anasından öğrendiklerin, aklının bir köşesine yazdı. Mutlu bir şeklinde gökten düşecek o üç elmayı beklediler ana beklemek nnafileyd, Fikonun uykusu gelince uzanmış kalaylı tavaya yatmış.