Darende çıkışı kupkuru çöl gibi bir boğazdı. Ama boğazdan çıktıktan bir süre sonra tabanı yeşil, dağları çıplak vadiler birbirini izledi. Burada Gürün’e doğru yeşili artan vadi, Gürün’e, gür yeşil bir kucak oluşturuyordu.
Gürün çıkışından kısa bir süre sonra çok büyük bir ova başladı. Ovaya genellikle kuru tarım yapılan sarının değişik tonlarında anız renklerinin egemen olduğu görülüyordu. Uzun Yaylanın güneyindeki bu ovanın sonu ufukta bitiyor ki, sanırım Uzun Yaylaya dek uzanıyor olmalı. Ovada yeşil alanlar yerleşim alanları ve seyrek olarak vadi tabaları dışında hemen hemen ağaç yok gibi.
Bu arada zaman da ilerlemiş güneş batmaya yakındı. Onun için son fotoğraflar biraz daha karanlık çıktı. Fakat ovanın bitiminde yeşil bir vadiye girdik. Vadi gittikçe genişleyerek Pınarbaşı’nı içine aldı. Pınarbaşı’ndan sonra da içinden geçtiğimiz doğayı fark edebiliyordum ama fotoğraf çekilecek kadar aydınlık değildi.
Kayseri’ye saat 21.00 gibi vardığımızda ortalık tamamen kararmıştı. Bir taksi ile otele gidip yerleştikten sonra dışarı çıkıp otelin bulunduğu ana caddede bir saat kadar yürüyerek hem dokuz saate yakın yolculukta oturmanın ayaklarımda yarattığı uyuşmanın giderilmesini sağlamış oldum ve hem de Kayseri’nin gece görüntüsü hakkında fikir edinmeye çalıştım.
Kayseri’ye yaklaşırken güneş battı
YA SABIR
Belalar, çileler
Geldikçe üstüne, üstüne
Anadolu insanı bunalır…
Bürünür bir bilge sessizliğine
Türkülere sığınır
Ya sabır, ya sabır,
Sabır çıkaramasa da
Sonunda selamete
İnsanlar çaresiz
Bunalım anlarında
Türkülere sarılır.