Karartmayın enseyi… Çetin Altan, “dik duralım, yüzümüz yere bakmasın, ilkeli olarak mücadelemiz sürsün” diye yıllar yıllar önce okuyucularına uyarıda bulunmuş. Enseyi karartmayın sözü de dillere pelesenk olmuş!
Nazım Hikmet, yaşamda kalabilmek için ilkeli ve düzeyli mücadele etmenin koşul olduğunu belirtmiş. Mücadelenin sürekli olmasının, gelişim kaydedecek şekilde gerçekleşmesinin gereğini vurgulamış. Bunun yürek istediğini açıklamak için de, “sol memenin altındaki cevahir asla kararmamalı” diye yazmış.
Güneş görmeyen hücresinden!
Dünyanın her yerinde gelgitler yaşanıyor. Fakat sıkıntı ve sorunlarla mücadele ediliyor. Her ülkede cinayet de var, hıyanet de! Hırsız, hayırsıza yeryüzünün her tarafında rastlanıyor. Enflasyon da, yalan haberler de, her ülkede görülebiliyor.
Ancak bizde cehalet etkili. İnsanımızı çok fazla hırpalamakta!
Kendimizi daha bilgi ve donanımlı hale getirmek için çabamız olmalı!
Belki bu nedenle, Türk insanı, olanı biteni can verici, can alıcı haliyle yaşamayı yeğliyor. Hem canımız acıyor, bir hayli de üzüntülü bedeller ödüyoruz!
Bezgin ve bedbin oluyoruz, keşkelerle, kaygılarla ömür tüketiyoruz. Çoğu zaman da mücadele etmekten kaçıyoruz.
Vallahi, bazen içim kıpır kıpır oluyor ve etrafımdaki herkese “artık huzura kavuşacağız” diye moral veriyorum. Sık yaşayamıyorum bu olumlu, kararlı olmam gereken hali…
Genellikle ruhum kararıyor, değil çevreme kendime bile sesimi duyuramıyorum. Psikolojik durumum fizik kalitemi de etkiliyor.
Güçsüz, takatsız kalmamalıyız, yola sağlıklı ve düzeyli devam edebilme çabasına doğru yönelmeliyiz!
Nedir beni bir gün zirveye taşıyan, diğer günlerde ise dibe çakan durumlar diyerek hayıflanmaya başlıyorum! ‘Güne hatta saate göre neden değişken ve tuhaf oluyoruz?’ diye soruyor, cevap arıyorum. Böyle olunca da hemen yaşadıklarıma göz atıyorum.
Size bir baba nasihati…
Mücadele ettik fakat maçı kaybettik.
Sakın başınızı öne eğmeyin ve onurlu bir insanın yüreğiyle, gurur dolu bakışlarla ayrılın spor alanından. Seviyemizi koruduğumuz sürece, içimiz, dışımız kararmamalı, asla ne ensemizi, ne de yüreğimizi karartmalıyız…