1990ları hatırlar mısınız? Antalya turizmde hızla yükseliyor, dünyada ünlü bir destinasyon olarak adını duyurmaya başlıyordu.

Aklına nereden geldi şimdi doksanlar diyeceksiniz. Geçen günlerde Eşi benzeri görülmemiş bir diplomatik donma ile Çin Halk Cumhuriyeti, tüm İsrail vatandaşlarının turist olarak ülkeye girişini resmen yasaklayarak, iki ülke arasındaki neredeyse tüm zorunlu olmayan seyahatleri fiilen sona erdirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından 18 Ocak 2026'da teyit edilen karar, teknoloji transferleri, altyapı yatırımları, tıbbi işbirliği ve askeri-teknik değişimler yoluyla on yıllarca gelişen Çin-İsrail ilişkilerinin tamamen çöküşünü işaret ediyor. Yasak, çifte vatandaşlığa bakılmaksızın tüm İsrail pasaportu sahiplerini kapsıyor ve hem bireysel hem de grup turizmini içeriyor.’’ Haberini okuyunca Antalya limanına gelen dev yolcu gemileri aklıma geldi. Tur şirketlerinin İsrail’den gelen gemilerle yıldızının parladığını hatırladım.

Bir bakalım o zaman doksanlar ortasından beri deniz yoluyla gelen İsrailli turistlere ne oldu.

1990’ların ortasından itibaren İsrail–Türkiye ilişkileri askeri ve diplomatik olarak en güçlü dönemini yaşadı. Bu yakınlaşma turizme de yansıdı.:

Antalya, Kuşadası, İstanbul İsrailli turistler için güvenli, güzel ve ucuz Akdeniz destinasyonları haline geldi.

İsrail merkezli veya İsrail yolculu yolcu taşıyan gemiler Hayfa → Antalya → Rodos → Pire hattını kullandı ancak 1990ların sonuna gelindiğinde Antalya Limanı büyük kruvaziyer merkezi olmasa da orta ölçekli yolcu gemileri ve özel turlar için düzenli durak oldu.

2000–2008 arasında limanlarımızın ve turizmimiz açısından işleyişinde resmen Altın Çağ yaşandı. İsrailli Turistler Antalya’yı tercih ediyorlardı. İsrailli turist sayısı, charter uçuşlarla hızla arttı. Deniz turizmi daha sınırlı ama istikrarlıydı, İsrailli kruvaziyer yolcuları Antalya’yı “güvenli liman” olarak görüyordu. Liman esnafı ve tur operatörleri açısından sorunsuz, politikadan uzak bir dönem yaşanıyordu.

Şimdi ee ne oldu diyeceksiniz hemen hatırlatayım; 2009–2010: İlk Büyük Kırılma Davos & Mavi Marmara’yla oldu.

Tarih 29 Ocak 2009 Yer: Dünya Ekonomik Forumu, Davos, İsviçre. Erdoğan–Peres gerilimi. Erdoğan’ın “One minute” çıkışı ve paneli terk etmesiyle ulusal ve uluslararası yankı uyandırdı. Bu olay siyasi tonu sertleşti ama turizm henüz tam etkilenmemişti ki Mavi Marmara (2010) patladı.

İşte asıl kırılma noktası bu oldu. İsrail kamuoyunda Türkiye “riskli” ülke olarak algılanmaya başladı

Kruvaziyer şirketleri Türkiye duraklarını programdan çıkarmaya başladı. Antalya Limanında İsrail bağlantılı gemi ziyaretleri neredeyse tamamen durdu. Bu dönem İsrail turist gemilerinin Antalya’dan ilk büyük çekilişi oldu. İsrail–Türkiye diplomatik ilişkileri düşük seviyede 2011 sonrası devam etse de Kruvaziyer sektörü Politik riskten en hızlı kaçan sektör olduğu için, Antalya rotalarda yer almadı

İsrailli turistler harcadıkları bol paralarla ve kumar düşkünlükleriyle daha çok Yunan adaları ve Kıbrıs’ı tercih etti. Yunan adalarının turizmde yükselişi de böyle başladı.

Sonrasını da merak ediyor musunuz, devam edelim sonra ne oldu. 2016 da Türkiye–İsrail arasında diplomatik yumuşama gerçekleşse de İsrailli Turistler uçakla gelmeye başlasa da Kruvaziyer turizmi eski seviyesine dönmedi, hatta bitti. Büyük gemiler Antalya yerine, Pire, Limasol, Rodos hattında kaldı. Siyasi risk hafızası işledi. Liman altyapısının kruvaziyer için sınırlı kalması da ayrı bir nedendi.

2020 ye COVID-19 damgasını vurdu. Tüm turizm trafiği durma noktasına geldi.

Antalya’da hizmet sektörünün genişlemesi, yeni otellerin hızla artması sonucu uçak turizmi daha da önem kazandı. Antalya 2015 sonrası uçak turizmine odaklandı, oteller ucuz her şey dahili çok sevdi.

İsrail–Türkiye ilişkileri, yeniden normalleşti. Karşılıklı büyükelçilikler açıldı ama İsrail turist gemileri Antalya’ya geri dönmedi.

Çin’in İsrailli turistleri yasaklama kararı işte bu süreci aklıma getirdi. Yani Demem o ki; Çift kutuplubu dünya gerilimi turizm üzerinden restleşme Antalya’ya yara mı?

Antalya bugün İsrail kruvaziyer turizmi açısından, yasaklı değil, dışlanmış değil, hatta limanlarımız özelleştirildi kapasite artırımına gidildi ama hala Jeopolitik olarak “tereddütlü liman” konumundalar…

Çin’in aldığı karar, Antalya’daki bu fiili durumu daha da kalıcı hale getirme potansiyeli taşımaktadır. Çünkü küresel turizm sermayesi, artık “tarafsız liman” kavramını yeniden tanımlamıyor.

Bugün gemiler sadece yolcu taşımıyor; politik tercihleri, güç bloklarını ve yenidünya düzenini de taşıyor.

Antalya, bu yeni düzende hâlâ cazip bir liman olabilir.

Ancak artık mesele liman derinliği değil; diplomatik derinlik.

Hani derler ya ayrılık da sevdaya dâhil…

Turizm de siyasete dahil…