Antik çağlardan beri insanlığın en büyük korkularından biri bakıştır. Nazar, sadece batıl bir inanç değil; bilinç tarihinin en eski silahıdır. Mezopotamya’dan Mısır’a, Roma’dan İslam’a kadar her kültür bu görünmez saldırıya karşı kendi savunma yöntemlerini geliştirdi. Biz Türkler ise bu kadim korkuyu günlük hayatımıza işleyen ritüellerle karşılamayı öğrendik.

Antalya’da dolaşırken bu geleneklerin hâlâ canlı olduğunu görmek şaşırtıcıdır. Kaleiçi’nin dar sokaklarında yürürken bir dükkânın vitrininde yüzlerce mavi göz size bakar. Usta, boncukları ateşin içinde şekillendirirken “her göz bir kalkan” der. Camın içindeki mavi, beyaz ve siyah halkalar kötü bakışları geri yansıtır. Antalya’nın turistik çarşılarında satılan bu boncuklar sadece hediyelik değil; binlerce yıllık bir metafizik savunma aracıdır.

Bir turist boncuğu alırken “güzel bir süs” der, ama ustanın ellerinde boncuk bir süs değil, bir silah gibidir. Çünkü nazarın enerjisini geri gönderecek şekilde tasarlanmıştır.

Antalya’nın köylerinde hâlâ kurşun dökme törenleri yapılır. Bir çocuk sürekli hastalanırsa ya da bir genç uykusuzlukla boğuşursa, yaşlı kadınlar kurşunu eritip suya döker. Çıkan şekiller nazarın izlerini gösterir. “Bak, şurada bir göz var” derler. O gözün enerjisi kurşunla somutlaşır, dağıtılır.

Bu tören, nazarı görünür kılma çabasıdır. Görünmeyen saldırıyı görünür hale getirip etkisizleştirmek… Anadolu’nun en eski şifa ritüellerinden biri, Antalya’da hâlâ yaşar.

Akdeniz’in kokusu sadece denizden gelmez. Adaçayı tütsüsü, nazarı ve kötü enerjiyi uzaklaştırmak için yakılır. Antalya’da pek çok evde, özellikle çocuk doğduğunda ya da yeni bir eve taşınıldığında adaçayı tütsülenir. Duman, görünmez bakışların bıraktığı izleri temizler.

Adaçayı, Torosların eteklerinden toplanır. Kadınlar demetler halinde kurutur, sonra bir gün kötü bir olay yaşandığında yakarlar. Duman yükselirken “nazarı dağıtıyor” derler.

Bugün sosyal medyada hayatımızı milyonlarca bakışa açıyoruz. Eski kültürler neşelerini gizlerken biz onları sergiliyoruz. Onlar dikkat çekmekten korkarken biz ona tapıyoruz. Belki de sürekli yorgunluk, kırık odak ve görünmez endişelerimiz, unutulmuş bir savaşın izleridir.

Antalya’da Kaleiçi’nde boncuk ustası, köyde kurşun döken nine, evinde adaçayı tütsüleyen anne…

Nazar, sadece bir batıl inanç değil; binlerce yıllık bir bilinç savaşıdır. Antalya’da bu savaş hâlâ sürüyor. Boncuk ateşte şekillenirken, kurşun suya dökülürken, adaçayı tütsüsü yükselirken… Biz farkında olmadan eski bir bilgelikle korunuyoruz.

Bazı bilgiler tehlikeli olduğu için hayatta kalır. Nazar da böyledir. Ve Antalya’da hâlâ yaşayan bu gelenekler, görünmeyen bakışlara karşı en eski kalkanlarımızdır.