Bugünlerde yeni bir kitap var elimde Ayfer Tunç’un son kitabı Annemin Uyurgezer Geceleri. Henüz Kitabı okumaya başlamadım ancak Ayfer Tunç ile tanışmam Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, kitabıyla olmuştu. 70li 80li yıllara o kitapla bir kez daha dönmüştüm.
O kadar tanıdık geliyordu ki her yaşantı her anlatılan. Bunların biraz da yazarla aynı yılda doğmuş olmamdan kaynaklandığını düşünüyorum. Ancak anlatım dili beni kitabın içine sürüklemekle kalmamış, bir film gibi yaşatmıştı anlatıları da. Uzun süre başka kitapları olup olmadığını merak ettim ve “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi” ile karşılaştım. Bir akıl hastanesini merkeze alıp, toplumsal hafızamızı tazeleyen bir anlatıyla karşılaştım. Siyasal dönüşümler, insanımızın kasabalılıktan çıkamayışı, toplumsal baskıların insanları bir deliler hastanesine kadar sürükleyeceği, küçücük bir şaka, yasak, günah, ayıp ile örülen toplumun kıskaçları altında bunları kullanan kötü niyetlerin, cahilliğin acı yanları insanı okurken bile irkiltmesi hala okuduğum gün gibi aklımda.
Hastane ve çevresindeki karakterlerin hikâyeleri Türkiye’nin toplumsal belleği ve siyasal dönüşümleri bireysel trajediler ile toplumsal olayları harmanlayarak anlatıyor romanda. İronik bir dil ve masalsı bir atmosferle, bireylerin hayatlarının nasıl toplumsal değişimlerle iç içe geçtiğini acı çekerek okuyor ve anlıyorsunuz. Yıllarca mahallelerimiz, komşularımız, evlerde akşam oturmalarımız üzerinden toplumsal ilişkileri çözümleyip, sonrasında büyükşehirlerden Karadeniz kıyılarında bir hastane hikayesinde, erkeklerin kendi aralarındaki cinsel bastırılmışlıkla, kadınların hasetle karışık merhametleriyle karşılaştığım bu kitabı ve insanımızın düşünme kalıplarındaki bu zafiyetleri bilmeme rağmen okurken çok acı çektim. Pek çok yerde gözyaşı döktüm.
Kitap üzerine daha çok sözüm var ama bir köşe yazısına sığmaz onun için, sarsıcı bir romana daha geçeyim hemen.
“Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi”nden sonra hemen ‘Osman’ romanını okudum. Bu kez cumhuriyet döneminin geçiş süreçlerini Osman ile yaşadım. Osman aslında bir tutunamayan. (Burada Oğuz Atay’ı da anmadan geçemeyeceğim albayım.) Zarif ve naif bir kişilik. 90ların acımasız değişimlerine, öne çıkan parayla adam olma, işbilme kalıplarını ret eden Osman küçük yaştan beri iyi tanıyor bu insanları. Babasının hayallerini gerçekleştirmek için altı yaşından beri müzik dersleri almasına, üniversitede babasının istediği bölümü seçmesine rağmen, her şeyin en iyisini yapan babasının gölgesinde kalıyor. Çevresi onun kadar duygusal ve zarif olmayan, tam bir aristokrat gibi hissettiği kişilik yapısının dünya ile uyumsuzluğu, başlayamama hissi, mirasyediliği ile günümüz şehirli okumuş gençlerinin tutunamayışını anlatıyor sanki.
Kitaplardaki olayları anlatmıyorum belki merak edip kitapları okursunuz diye. Bu romanlar beni alıp o kadar sürükleyip toplumsal gerçeklerimizi acımasızca yüzüme vurunca Ayfer Tunç kitaplarını okumaya devam ettim.
Kırmızı Azap’ı henüz okumadım ama şimdi elimde 2025in kasım ayında ilk baskısı yapılan Annemin uyurgezer Geceleri var. Çok heyecanlıyım açıp ilk sayfasına dün göz gezdirdim elimde Mikro Faşizm ‘ Gündeliğin Kara Delikleri’ kitabı var ve henüz bitirmedim. Yazarıyla Filiz tanıştırdı. Pamukkale Üniversitesinde öğretim üyesi Güney Çeğin onu da anlatacağım birara.
Acaba bu kadar savaşların ve umutsuzluğun kol gezdiği dünyada kaçış alanım kitapların incelemesini mi yapsam bundan sonra.
Kitap hayattır okuyun, okutun.