Ama şöyle, ama böyle, ömür dediğimiz törpü, soluklandığımız her saniyede bile, bi yanlarımızı rendeliyor.
Bu hallerde birşey olmamış gibi davranış sergileyen ve gülümsemeye gayret sarfedenlerdenim.
Törpünün, üstten can acıtmadan sıyırıp aldığı anı da,
derince yolduğu hatta oyduğu, ezip, büzüp, üzüp, iz bıraktığı anıları da yaşadım.
Törpü mengenesinden çıktığımda,
bazen olduğum yerde kalakaldım, bazende oradan oraya savruldum.
Yaşadığı sürede herkes, benzer ceza ve ezalarla karşı karşıya kaldı muhakkak!
Eskilere gidip, içinde bulunduğum günlere geri geldiğimde, sıklıkla olmasa da halsizlik hissediyorum.
Moral bozukluğu da yaşıyorum.
Güzel günlerimi arıyor, anıyor, çocukluğumdan, gençliğimden bahsediyorum ama asla hayıflanmıyorum. Önümü görmek için çevre kontrolümü yapıyorum.
Fakat bırakın yavaş yavaş koşmayı, yürümenin bile zorlaşmaya başladığı günlere doğru yaklaşmakta olduğumun bilincindeyim.
Kendime "çaresiz değilsin" telkininde bulunuyor, sığınacak liman aramadan, kumsaldan derin denizlere doğru açılmayı tercih et diyorum.
Çocuklarla, torunlarla, çevremdeki hatırı sayılır dostlarla, hala gözümde en değerliler sınıfında duran her yaştan sporcu ve spor adamı arkadaş ve kardeşlerimle buluşma ve sohbet ortamları yaratıyorum.
Destek görüyorum ki, gülücüklerle gerçekleşen sürdürülebilir beraberliklere yelken açıyoruz.
Ömrümün sonuna dek, candan, dayanışmayı, paylaşımı bilen hoşgörülü kalmayı başaran, çoğunluğunu, benden daha cevvallerin oluşturduğu, zeki, çevik ve ahlaklı insanlarla koşmaya niyetliyim.
Gençlik aşısı yapılmışçasına yürümek en güzeli, en temizi...
Hatırımı sormasını beklemeden, herkese hal hatır soracak kadar duygulu bir yüreğe sahibim.
Çok sıkıntılı olduğum zamanlar oluyor mu?
Oooo olmaz mı!
Yıllarca anılar biriktirdiğimiz, kahkahalar attığımız, hıçkıra hıçkıra ağladığımız
canlarımızı kaybettiğimiz "time out'lar" yaşanıyor mu?
Maalesef...
Tuhaf oluyor, harbi sallanıyorum.
Azaldığımızı kabulleniyorum ancak
yalnızlığı içime sindirmemeye özen gösteriyorum.
Vallahi, gümüşün altının, paranın, pulun, atın, arabanın, kıymeti harbiyesi yok artık!
İteledim, öteledim, en arkalarda duruyor akçeli işler...
Gözlerim sorunlu olduğundan belkide görmek bile istemiyorum!!!
Yediğini yedin, içtiğini içtin diyerek yarınlara motive oluyorum.
Şunu giyeyim, saçımı şöyle kestireyim diye kafa yormuyorum.
Ölçülü yiyor, içiyor, içime sinen haliyle giyinip, kuşanıyorum, olmayan saçımı düzeltiyor, sakalımı da içi kararmış gibi görüntü vermemek için kesiyorum.
Saatlerce gezip tozmayı sevmem çocukluğumdan beri...
Yorulmamak için azıcık gezmeyi yeterli görüyorum.
Dinlenmeye daha çok süre ayırıyorum.
Reçete yazmaya başladığımı falan sanmayın...
Argo çeşnisi kullanmak değil arzum...
Hapı yutmamak için reçete yazanların önerdiği ilaçlarımı içiyorum.
Ayrıca gönlüme, gözüme, kalbime direk hitap eden şarkıları da dinliyor ve mırıldanıyorum.
Evlatlarım dahil, "beni sürekli aramalılar" diye bir dayatmam yok, böylesi bir kaygıyla da yaşamıyorum.
Aklına geldiğinde her can, dert ortağım olmayı isteyen her insan, kapımı çalıp, telefonumu çaldırabiliyor...
Ne mutlu...
Usanma, yılma, yorulma gibi bezginliği çağrıştıran kelimeler lügatıma hiç girmedi!!!
Arayana kıymet veriyorum, arandığımda da kendimle gurur duyuyorum...
Kendini beğenmişlik olarak algılanmamalı...
Aynaya bakıpta, saçlarım ne güzel, harbi çok yakışıklıyım laflarını kırk elli yıldır kullanmadım...
Hatırımı sorana saygıyla yaklaşırım, beni görmeyene, görmezden gelene kırılmam, olabilir der geçerim.
Anacığım canımın içiydi, on yıl önce 14 Şubat'ta kaybetmiştik...
Bu sevgililer gününde, binlerce kişiye elimi uzattım, gücümün yettiği ölçüde çoğuna dokundum da!
Geri bildirimli, bildirimsiz, sevenlerimin sayesinde, içime rezerv olarak bol bol nefes depoladım.
İçten bir teşekkürü içeren bir paragrafı hakedenlere yazmalıyım...
Çoğu zaman haftada bir, arada sırada iki, üç defa konuk olup, tazelendiğim, doyumsuz muhabbetlerle doyduğum ayrıca çayını, kahvesini içtiğim, yemeğini yediğim
Antalya Gündem ailesinin tüm bireylerini, yüreğime yerleşen gözde pazılın parçaları gibi görüyorum. Güzel yürekli, dürüst ve çalışkan basın emekçilerini, kurumun yaşaması için emek veren dostlarıma çok değer veriyorum.
Cem Çon, Müjgan Işık, Yaprak Özer, Bade Önder,
Günay Sarı, Abdürrezzak Kılıç veee
Hasan Yavaşlar kardeşlerime saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Köşe yazılarını okuyarak mutlu olduğum, gündemden haberdar olmama katkı sağlayan değerli gazeteci ve yazar arkadaşlarıma teşekkür ediyorum...
İyi ki sizlerleyim...
Sağlıklı ve esen kalın...