Ülkemizdeki yapısal sorunları gözardı edemeyiz! Ekonomik anlamda güçsüzlük yaşıyoruz, sağlıklı ve huzurlu yaşam koşullarına erişemiyoruz.

Maalesef, siyasal, hukuksal, sosyal, kültürel alanlarda da yetersizliklerle boğuşuyoruz.

Aslında birçoğumuz, konforlu hayat için uğraşmıyoruz. Sadece

İnsanca yaşayabilmek için iyi dileklerde bulunuyor, çaba içinde oluyoruz...

Bizi aşan mücadelelere girişmek, bedenimizi yoruyor.

Psikolojimizi de, yaşanmakta olan gerginlikler inişli çıkışlı hale getiriyor ve dirliğimizi etkiliyor, düzenimizi bozuyor...

Ne yazık ki, böylesi olumsuzluklar sebebiyle, yaşam kalitemiz bir tık üste bile çıkmıyor!

Ülkemizde, devlet tarafından sunulan hizmetler, insanımıza gıdım gıdım veriliyor, işkence yaşatırcasına gerçekleşiyor.

Toprağın üstündeyken de sıkıntılar yaşıyoruz, altına konulurken de!

Olan bitene hepimiz şahitlik ediyoruz.

İyi bilirdik demek adetten!

Ülke koşullarında nurtopu gibi doğabilmek de, sürekli gelişim göstererek sağlıklı yaşam sürdürebilmek de zor...

Üzülerek yazıyorum, bu satırları!

"Aynı hamam aynı tas" deyimini ispatlarcasına bir yaşam kesitini sizlere aktararak yazıma çeşni katmak istiyorum.

Babacığımdan bir öyküyü karalayacağım. İnanıyorum okuyunca da, "evet gerçek durumumuz bu" diyeceksiniz.

1940'lı yılların sonunda Amerikalı bir asker, misafir olmuş. Bir askeri karargâha ait orduevinde yatmış kalkmış, yemiş içmiş...

İzin günlerinde şehir merkezine çıkmış. Bir çok yere gitmiş, gezintiler yapmış ve doğal, tarihi zenginliklerle dolu yerlerde günlerce vakit geçirmiş.

Sıklıkla, insan içine girmiş, selam vermiş, selam almış her bir dost canlısı insandan. Sohbet ettikleri olmuş, sadece gülümsedikleri de!

Olaylara, kazalara sebebiyet verenleri görmüş, kural tanımayanları da şaşkınlıkla izlemiş...

Ayrılırken gözlemlerini aktarmış, Türk komutana...

"Biz, Amerika'da, iyi yaşarız, insan mamulü çirkinliklerle, ölümlerle nadiren karşılaşırız.

Ama sizler, bu kadar özenle, sizlere sunulmuş olan topraklarda hiç iyi yaşamıyorsunuz. Tesadüfen hayatta kaldığınızı gördüm"

demiş!!!

Bu Amerikalı subayın ülkesi bizde o devirde olanları görüp eleştirirken tarihlerini unutup büyük lokmalar yutmuş...

Siz Kızılderililer'i bir avuca sığacak kadar yok ettiniz...

Siz her zaman menfaatleriniz için her toprağa, suya, madene çöktünüz demek zorundayım...

Dün akşam saatlerinde çalan telefonum, tatsız tuzsuz bir gece ve bir de gün yaşamama neden oldu!!!

Torunumu okulundan alacak ve sonra da birlikte yemek yiyecektik.

Zamanı mutlu değerlendirecek ve derslerimizi yapıp, oyunlar oynayıp, dinlenmek için de bolca vakit ayıracaktık birbirimize.

Alo diyen kayınbiraderimdi...

Çamurlu su birikintisine basmamak için azıcık yana atmış adımını ve kaldırıma geçmek istemiş.

Düşmüş...

Antalya'nın en fazla turist ağırlayan semtinde oluyor olay...

Çok yaşadım benzer talihsizlikleri...

Bahane de aramadım hiç!!!

Yağmur, 25 yıllık ortalamanın üzerinde idi...

Yollar oyuk oyuk olmuştu...

Taa kaç yıl önce yol ve asfalt çalışması yapılmıştı...

Kaldırımlar da aşırı yüksek idi...

Diyerek ve eleştiriler getirerek altyapı hizmetlerindeki çaresizliğimizi anlatmama gerek var mı?

Altyapımızın düzeysiz, yetersiz olduğundan ve yıllardır da böyle kaldığından bahsetmek sorunlarımızı çözer mi?

Bu eksikleri düzeltmek çok mu zor!?

Geçen yıl gazetemize, candan dostlarımız konuk olmuşlardı. Yürekleri kocaman, bedenlerinde irili ufaklı sıkıntıları bulunan, evrene ben sağlamım diye mesaj veren ve hiçbir şey üretmeyenlere göre, çok üst seviyede kişiliğe sahip olan güzel insanlar, kent trafiğinde yaşadıklarını, kimi yerde olsa da, asla standartı tutturamadığımız rampaları, "çoğu yerde de yok" diye anlattılar.

Engebeli ve çukurlu tümsekli yolları, kaldırımları, normallere bile geçişi engelleyecek şekilde park edilen otomobilleri, otobüse, tramvaya binerken, inerken karşılaştıkları densizlikleri, yerlerini kapan mütecavizlerin davranışlarını hızlarını alamayıp, tek tek anlatmışlardı.

Haftada bir kez buluşma yeri olan adı üzerinde, Öğretmenler evinde bile engelli bireyler için bir rampanın olmadığını, isteklerini sundukları halde halâ yapılmadığını bizlere duyurmuşlardı.

Gazetemiz tam sayfa olarak okurlarına sunmuştu.

Acaba neden olmadı, çok mu zor!?

Uzun yıllardır, uzak yakın ayırt etmeden, insanlarımıza hastane işlerinde yardımcı olurum. Destek verme çabası içinde olur adeta parçalarım kendimi...

Kayınbirader için koşmamak gibi bir durum söz konusu olabilir mi?

İlk duyan ve ilk koşan oldum genellikle aile içinde de...

İşte tam bu olayın da içindeydim.

Gördüm ve "kırık" dedim.

Ukalalık yapmak değildi gayem, çift taraflı diye de ekledim.

Her tespitim, tıbbi tetkik ve filmden sonra doğrulandığı için sevinmem ama aferin derim kendime...

Öyle de sonucu işittik...

Ümidin bittiği yerde de bulundum, noktanın konduğu anda da!!!

Şifa bulma azmini yitirmeyenlerin, şansı da yaver gidenlerin eli, kolu, yüreği, beyni oldum.

Yatış işlemini nasıl sevgiyle ve süratle yaptıysam, taburculuk işlemini de umutla yaşama tutunana mutluluk aşılayarak bitirmişimdir hep!

Bulunduğum hastane ortamlarında, saatler kimi zaman sessiz çalar, çoğu zaman gümbür gümbür öter, tıpkı yüreğimin sesi gibidir...

Akşamın çabuk olmasını istediğim gün de oldu.

Gecenin çabucak tükenmesi ve sabahın seherinin bir an önce gelmesi için dualar ettiğim zamanları da yaşadım.

Türkiyem'den bazı insan manzaralarını aktaracağım.

Gecenin en derin saatindeyim.

Uykum yok!

Hasta refakatçisi uyumaz ya!!!

Bu yazıyı kaleme almak için en güzel ve uygun zaman dedim...

Telaşesiz, ortalık sakin, koşuşturmalar sona ermiş durumda, şükürler olsun kaygı, endişe sıkmıyor yürekleri...

Hastane bir liman ben de sığınan bir tekne...

Odanın köşesindeki koltuğa gömüldüm, sözcükleri döküyorum içimden geldiğince!!!

Düşündükçe içim sıkılyor...

Neler yaşadık neler diyerek hayıflanıyorum...

En yakın hastaneye gidiyoruz, acilden giriyoruz.

Bir iki dakikada giriş kaydımız tamamlanıyor.

Doktorumuz çağıracak diyor başvuru masası...

Bir saatten fazla süre akıp gidiyor...

Bizden öncelikli hastalar ve kazada yaralanmalar ambulanslarla getiriliyor.

İnsan sağlığına duyarlı kişileriz.

Yerimizi de, sıramızı da veriyoruz...

Sancımızı unutuyoruz, sıkıntısı büyük olana yardım ediyoruz.

Triyaj dedikleri odada 3, 4 doktor görevli...

Vallahi ölmeyiz ama beklemenin verdiği stres hastayı daha kötü edebilecek düzeyde...

İki saate yakın kaybımız var!!!

Masaya ikazımızı da yapıyoruz.

İçerden bir ses gelmiyor, özel insanlarında o odaya kafalarını soktuklarına şahit oluyoruz.

Bize müsaade diyor ve bir başka hastaneye süratle yetişiyoruz.

Geldiğimizde çok sıcak karşılanıyoruz.

Her işleme para ödüyoruz.

Acil'den girmenin bir indirimi falan yok!!!

Parayı veren düdüğü çalar diye bir hoş olmayan yakıştırma yapamam!

Konforlu bir teşhis ve tedavi ortamında olmanın mutluluğunu yaşadık.

Hastanelerden birisinin acilinde doktora bile gözükemedik...

Diğerinde acil doktorumuz filmimizi çektirdi.

İcapcı doktora bilgi ulaştırdı.

Olanaklarıyla ve geç vakitte olsa acile geldi ve ateli de kendi elleriyle yaptı.

Neredeydik, nerelere geldik...

Dışarıda ısı düştü, bulutlar yağmur getiren cinsten...

Delicesine yağacağa benziyor hava!!!

Ortalığı sular kaplasın, alüvyonlar yollardaki çukurları doldursun, kayınbiraderin düştüğü bölgedeki çamurlu sular yok olsun.

Tarım arazilerine, bahçelere düşen damlalar bereketli toprakları yaratsın, kazanan insanları güldürsün...

Savaşları, yanan ateşleri de, ekonomi yangınlarını söndürsün.

Umutlarımız asla sönmesin...

Hastane köşelerinde zorluk yaşayanlar güçlü nefesler alsın, hayata tutunsun...

Yağmur acılarımızı alsın, silsin süpürsün.

Tertemiz anılar biriktirmemize katkı sağlasın...

Çaresiziz diye bir yakarış yok ve asla olmamalıdır.

Hiç bir can, kader diyerek teslimiyetçi bir duyguya kapılmamalıdır.

Sağlıklı ve esen kalın...