Kars kenti kurulduğundan bu yana, bir site oluşturduğunu görebiliriz. Bir serhat kentidir. Ani’nin fethinden sonra Türklüğe ve İslamlığa hizmet sunmuş.
Defalarca işgal edilmiş. Kırk yıl kara günler denilen, Müşir Mehmet Vasıf Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 135 gün süren Rus kuşatmasına karşı Kars halkı ile birlikte kahramanca bir savunma yaparak 29 Eylül 1855 günü Kars Zaferini kazanmıştır. Sultan Abdülmecid’in fermanıyla 3 yıl süreyle vergide Karabekir’in komutanlığında savaşçılarının Kars’ı aldıktan ile 30 Ekim 1920’de Kazım Karabekir yönetimindeki Türk Ordusu Kars’ı alarak Türk topraklarına katmıştır. Sonra Gümrü Antlaşması, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti arasında 3 Aralık Çar Petro zamanında Baltık tarafından gelenler zamanın savaşları ile Bitik durumu gelmiş insanlar Rusya’nın iç taraflarına iskan edilmiş. İşte Bunlara Malakan, Beyaz Rus denilmiş. Malakanlar, Ortadoks mezhebinden Ayrılınca, 1800 yıllarının başında Malakanlar iskan için Kars bölgesine gönderilmiş.
Kars bilhassa Kafkasya halklarına yataklık yapmıştır. Kars’ta yaşayanlar: TEREKEMELER, Orta Asya’dan kavimler göç ile gelip Rusya’nın yerleşenlere YERLİ, KARAPAPAKLAR, AZERİLER, MALAKANLAR, Ermenilerin yaptığı katliamlar sonucu Ağrı bozgunu ile Iğdır, Kağızman, Tuzluca Digor, Arpaçay’a yerleşen KÜRTLER ve 1960 yıllarda devletin iskan etti LAZLAR, Daha sonra Malakaların Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Birliği’ne gönderilmesini mütakip Malakanlar Kars’ta kurduğu kurdukları on iki köye Yurt içinden, doğal felakete uğrayan Şimdiki Posof ilçesinin köylerinden Kol köyünden seksen hane getirilerek; Arpaçay’a üç kilometre mesafedeki Zöhrap’a iskan ederler. Yeniden köy kurarlar.
Biz de bu köyde yaşadığımızı anlatma gereğini duydum.
Zöhrap; İki kolda sıralanmış, ardaki cadde 150- 200 metre meksefededir. Evlerin cadde boyu inşasında her birin oturma odasının pençesi caddeye bakar durumdaydı. Evlerin caddeye bakan yönü, arsa uzunluğu kadar çevirme denilen taş duvarla kapalıydı. Açık yerden at arabasının sığabileceği kadar yer bırakılırdı. Evin komşuya dönük, caddeye bakan yerlere 1,5 metre köy boyunca Kars’ta döşeli bulunan 10 cm büyüklüğünde kesme taşla döşeliydi. Bu kısımlar yaya yolu olarak düzenlenmişti. Pencereden bakıldığında; yola doğru,2-3 metre çıkıntıların gerekçesi, evin görünüşünün muazzam olası, adanın içinde büyük güller vardı. Sarı, Beyaz, kırmızı… Güller vardı. Bahar gelince, açılmaya başlayıp Eylül ayının sonuna kadar, özellikle sarı güler kokardı. gül kokusunun, bülbül sesinin duyulmasıydı mutluluk. Güllerin sulanması ve su kıtlığında kullanılası maksadıyla kollu, çıkrıklı kuyu, yaklaşık 20-30 metre derinliğinde Çok farklı bir köydü.
Köy Karar defterinde;1941 yılına ait, ilginç bir karara rastladım. Karara defterinde; Evlerin yola bakan duvarlarının her ay bir defadan az olmak üzere badana yapılması, badanasını yapmayanlara 50 lira ceza uygulanır ve köy sandığına irat kaydedilir diye yazılmış. Uygulanmış.
El sanatına dayalı olarak. Kars’taki usta fiyatını belirlemişler. Bir aracın yapım maliyet şudur denildiğinde aynı fiyata diğerlerimde fahiş olmayan eder ortaya konulurmuş. Bilhassa ürettikleri kadana atları, güçlü atlar binit olmayan, yük taşıma, biçer ve top taşımada kullanılmış. Kaşar ve gravyer Peynirinin yapılması, at koşum araçları yapımı hep onların eseri olmuş.
Köy hudutları içinde ekilen arazilerde genellikle “sarı gelin” dedikleri, ayçiçeği (Günebakan, sımışka) üretilen bu üründe çok makbul olmuş ama yaşanılan çevrede hayvancılıktan ötürü ağız tadı tereyağı olduğundan yağ rağbet görmemiş ama eğlencelik için kullanılmış. Yaşadıkları yerleri cennete çevirmişler. Diğer Türk ve Müslüman köylerin insarıları köye bakarken imreniler ama bu ekini uygulamadılar.
Zöhrap’ta yaşayan ergin kızlar ve erkekler bir binine âşık olduklarında, Malakanlar kızlarını Türk ve Müslümanlara veriyorlardı. Ama Türk ve Müslümanlar kızlarını Malakanlara vermiyorlardı. Malakanların, nüfus yoğunluğu az olduğundan ve yedi göbek bağı takip edildiğinden dolayı yetişkin gençleri evlenemiyorlardı. Bu yüzden yetişkin olan gençler İstanbul’a ya da ABD’ye göç ediyorlardı.
13 Ekim 1921'de Kars Antlaşması imzalandığında SSCB Lenin önderliğinde, 17 Ekim Devrimi yapılmıştı.
Malakan, uygarlığını kendilerine yediremeyenler, politikacılar, yakın olup Malakanların da Rus olduklarını düşmanca davranan köydaşları dâhil olmak üzere Malakanları ezmek amacı ile Malakan gençlerini hedef gösterdiler. Bu baskılardan kurtulmak için 1961 yılında Arpaçay-Kızılçakçak (Akyaka) sınır kapısından, gözyaşları içinde trenlerle gönderildiler.
Malakan kızına âşık olan İdris, şöyle bir türkü çağırdı: “O Revan’ın ak yokuşu /Oraya giden değilim. Kaşın gözün eğme mene/Ben seni alan değilim.” diyordu
Bir yaz günüydü BMC kamyonla. Araba beni tutmuş, sarhoş gibiydim. Ev ve arazi almıştık buradan. Geldiğimiz ev boştu. Büyükler kamyonu boşaltırken, biz yedi sekiz çocuk dünyadan umarsızdık. Evin içine girdik ev kerpiçti. Kerpiçler badana edilmişti. Evin içi bembeyazdı. Evin örtmesine baktığımda, bir kısmının sal taşlarla örtülmüştü. Oda sayısı azdı. Dışarıya çıkarak yeni doğan güneşle birlikte büyümeye başlamıştık. Güneş ışınlarını tüm doğada gösterirken yüksek bir taşın üstüne çıkarak etrafı incelmeye başlamıştım. Geldiğimiz bu yerde kısmen ağaç vardı ama dümdüz önümde gördüğüm kadarı ile bizden uzak köylerde iki üç ağaç görülüyordu. Köylerde. Nerede bizim ormanlarımız?
Kars’a gidirem, Kars’a: Oy meşeli dağlar…
Gönlüm neşeli dağar.
Çocuk olarak bizler de gariptik. Ben daha ikinci sınıfı okuyacaktım. Ben çalışkan, zeki çocuktum ama neler olduğun anlamaya çalışıyordum. Tat dediğimiz Azerilerden ve Pasolulardandı. Tat çocukları Kürtler tamamen dil bakımından bizden ayrılıyordu. Beni kızdırmak için soyadımızı farklı Heceleyerek kasıtlı yanlış bölerek Acı-UN ya da, hamur yiyenler diye
Dalga geçiyorlar zaman ilerleyip gidiyordu. Ben 5. Sınıftan sonra, çevredeki ilk okular içinde, birleştirilmiş sınıflar uygulamasına rağmen öğretmen okulunu kazanmıştı. Bizim kızlarımız da okuyordu. Kürtler ve çocukları bizimle kavga edip hep oyunlarımızı bozuyorlardı. Bu nedenle de oyuna da katılamıyorlardı. Onlar taş ve çubuklu oyunlar oynuyorlar; kavga ediyorlardı. Öğretmenlerin verdiği dersleri yapmıyorlardı. İki öğretmen vardı. Öğretmenlerin derse çalışmayan öğrencileri, çalışkan öğrencilere tokat attırması öğrenciler arasında düşmanlığa itiyordu. Tek olarak çalışkan öğrenciyi kıyasıya dövüyorlardı. Bu başta ailelerin gerginliğine neden oluyordu. Küçükler nedeniyle büyükler de kavga ediyorlardı. Köylük kavgaları, kadın, köpek ve çocuklar sebebi ile doğuyordu. Bir birinin gelenek görenekleri, dilleri uyum sağlamadığından büyükler arasında kavga oluyordu.