Merhaba, İtalyan Gazeteci Carlo Lorenzini’nin kültürel bir simge haline dönüşen çocuk roman karakteri Pinokyo’yu sanırım hepiniz bilirsiniz.

Bugün size günümüz Pinokyo’larından bahsetmek istiyorum. Hatta ben yazarken bile baloncuk gibi çoğalan ve günümüzde burnu uzamayan Pinokyolardan bahsetmek. Belki de burunları dışa değil, içe uzuyordur kim bilir…

Çocukluğumun en sevdiğim roman karakterlerinden biriydi Pinokyo.  Gepetto Usta’nın çok sevdiği çocuğunu kaybettikten sonra sihirli bir ağaçtan oyduğu kuklanın, insana yani cana dönüşmesi, müthiş heyecan vericiydi. Yalan söylerken uzayan burnu okulda öğretmenlerimizin, evde annelerimizin başucu cümlesiydi. Bize çocukken doğruluğu öğretmek için kullanılan en önemli örneklerdendi. Çünkü yalan söyleyen kişiyi her zaman anlamanız mümkün değilken Pinokyo’nun ağaçtan burnu, uzayarak yalancılığını ortaya çıkarıyordu. Renk veriyordu yani, ben yalancıyım diyordu!

Günümüz Pinokyo’ları sadece yalan söyleseler keşke. Onlara emanet edilenlere hıyanet eden bir yapıları da var. Halbuki bize, emanete iyi bakmamız gerektiğini öğrettiler.

Bize küçükken büyüklere saygılı olmayı da öğrettiler. Saygı, şimdilerde ne yazık ki pek bulunmayan bir özellik. Ama büyürken görmezden gelemeyeceğimiz, büyüklerin saygısızlıklarına da şahit olduk. Mesela haksızlık karşısında susmak yerine konuşmayı tercih eden benim gibiler, değil dokuz, on birinci, on ikinci köyden kovulur, lanetli listesine alınır oldular. Aslında bizler onlara ayna görevi yaparak, kendilerini görme şansı veriyorduk sadece. Ama büyümek, namı diğer yaşlanmak kimileri için hiç kabul edilebilir bir şey değil, anlamış olduk…

Pinokyo’dan yalan söylememeyi, atasözlerinden emanete hıyanet etmemeyi, eğitimin esas olduğu zamanlardan saygılı olmayı öğrendiğimiz için şu aralar çok şaşkınız.  Havada uçuşan yalanlar, sanal alem hikayeleri, saygısız büyüklerin küçüklere örnek olduğu bir dönemdeyiz. Ekranlardan hayata yansıyan, anlatmaya çalıştığım bu üçlemenin kendi hayatlarımızda da örnekleri var ne yazık ki.

Mesela yakın zamanda yaşadığım trajikomik bir çiçek hikayesi gibi… Detayları ruhumu incittiği için yazmıyorum. Bu yazının içinde kendilerini bulacaklarını biliyorum. Emanet edilen çiçeğe hıyanet eden büyüklerimizden bahsediyorum. Düşünsenize bu sadece benim bildiğim ve bir çiçeğin yaşadığı, kim bilir başka neler oluyor dünyada. Perde arkasında oynananları, söylenenleri bilmiyoruz bile. Kısacası günümüz Pinokyo’ları ne yazık ki her yerdeler. Yalanlar havada uçuşurken, emanete hıyanet işin cabası. Saygıyı hiç sormayın, onu kaybedeli sanırım yıllar oldu. Hani derler ya nereden tutsan elinde kalır.

Pinokyo karakteri, bir çocuğun mutluluk ve meraktan kaynaklanan şımarıklığını, yalanlarını o kadar güzel anlatır ki okuyan ve hatta filmini izleyen kimse unutamaz Pinokyo’yu. Aman etrafınıza dikkat edin burnu uzamayan Pinokyo’ların sayısı her geçen gün artıyor. Ummadığınız anda başınıza her şey gelebilir onlar yüzünden.

Öğrendiğimiz bilgiyi sorgulamadığımız, olması gereken doğruları sürekli tekrarlamadığımız zamanlarda, günümüz Pinokyo’larının yok olduğu, dürüst insanların çoğaldığı yarınlarda yaşamak dileğiyle.

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…