Son 20-25 gündür Dünya tek bir başlığa kilitlenmiş durumda: İran. Yaşananlar sadece askeri bir gerilim değil; çok daha derin, çok daha stratejik bir mücadelenin yansıması. Bu mücadelenin adı açık: Enerji
Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Enerjiye sahip olan, oyunu kurar. Bugün Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, enerji kaynaklarının kontrolü üzerinden şekillenen yeni bir güç mücadelesinin parçasıdır. Petrol, doğalgaz ve bunların taşındığı hatlar… Hepsi artık sadece ekonomik değil, doğrudan jeopolitik bir silah.
Ancak bu sürecin en az konuşulan, ama en ağır sonuç doğuracak alanı tarımdır.
Çünkü çoğu zaman gözden kaçırılan bir gerçek var:
Tarım, doğrudan enerjiye bağımlı bir sektördür.
Bir ürün tarladan çıktığında maliyeti düşük olabilir. Ama o ürünün sofraya gelene kadar geçtiği her aşama enerjiye bağlıdır. Traktörün mazotu, gübrenin üretimi, sulama sistemleri, hasat, taşıma, depolama ve hatta ambalaj… Hepsi petrol ve doğalgaz türevleriyle çalışır.
Bu nedenle enerji fiyatlarında yaşanan her artış, zincirleme şekilde gıda fiyatlarına yansır.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Enerji maliyetleri yükseliyor.
Lojistik pahalanıyor.
Gübre fiyatları artıyor.
Sonuç olarak üretici üretmekte zorlanıyor, arz düşüyor ve fiyatlar hızla yukarı çıkıyor.
Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkelerde bu etki çok daha sert hissedilir. Çünkü mesele sadece üretmek değil, o üretimi sürdürebilmek ve tüketiciye ulaştırabilmektir. Enerjiye erişimde yaşanan her sorun, doğrudan gıda enflasyonu olarak karşımıza çıkar.
Bugün pazarda gördüğümüz fiyat artışlarını sadece “arz eksikliği” ile açıklamak yetersizdir. Asıl neden, görünmeyen ama her aşamada etkisini hissettiren enerji maliyetleridir.
Öte yandan savaşların bir başka gerçeği daha vardır:
Kaybedenler çoktur, ama kazananlar her zaman vardır.
Enerji piyasalarını kontrol edenler, krizleri yönetenler ve süreci planlayanlar bu tür dönemlerden güçlenerek çıkar. Ve bu oyun sadece enerjiyle sınırlı kalmaz; gıda üzerinden de şekillenir. Çünkü savaş zamanlarında en kritik meselelerden biri de gıdaya erişimdir.
Yakın geçmişte bunu açıkça gördük. Küresel krizler, sadece cephelerde değil, buğdayda, gübrede ve lojistik hatlarda yaşandı.
Bugün de benzer bir sürecin içindeyiz.
Türkiye açısından mesele nettir:
Sorun yalnızca tarımsal üretim değildir. Asıl sorun, üretimi ayakta tutan enerjiye olan bağımlılıktır.
Bu bağımlılık devam ettiği sürece, her küresel kriz içeride daha büyük bir gıda krizine dönüşecektir.
Enerji bağımsızlığı sağlanmadan, gıda güvenliğinden söz etmek mümkün değildir.
Ve belki de bugün sormamız gereken en kritik soru şudur:
Biz bu oyunun neresindeyiz?