Fide sektöründe Rekabet Kurulu tarafından yürütülen inceleme bir süredir kamuoyunun gündeminde. Geçtiğimiz hafta yapılan açıklama ile aralarında FİDEBİRLİK’in de bulunduğu 19 kurum hakkında soruşturma başlatıldığı duyuruldu. Açıklamada, rekabeti engelleyici unsurlardan; kurumlar arası mesajlaşmalar, düşük fiyat uygulayan firmalara baskı gibi iddialardan söz edildi.
Ancak sektörde uzun yıllar satış ve pazarlama alanında yöneticilik yapmış biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Hiçbir fide firması, başka bir fide firmasının söylemiyle fiyat politikasını belirlemez. Belirleyemez de.
“Düşük fiyat verme eğilimi” ifadesi ise oldukça muğlaktır. Çünkü fide fiyatları; müşterinin ödeme alışkanlıklarından sipariş hacmine, kullanılan çeşit ve anaçtan sevkiyat yöntemine kadar pek çok değişkene bağlıdır. Bu kadar çok parametrenin olduğu bir yapıda, tek tip bir fiyat davranışından söz etmek zaten mümkün değildir.
Öte yandan fide işletmelerinin temel girdi maliyetleri büyük ölçüde benzerdir. İşçilik maliyetleri, amortismanlar, finansman giderleri ve sürdürülebilirlik için gerekli kâr oranları her işletmede aşağı yukarı aynıdır. Bu koşullarda, aynı çeşidin peşin fiyatla farklı fideliklerde benzer fiyat bandında satılması son derece doğaldır. Daha düşük fiyatla satış ise çoğu zaman zarar anlamına gelir. Bir yöneticinin şirketini bilinçli şekilde zarara sokması ise işletmecilik açısından da sorgulanması gereken bir durumdur.
Aynı maliyet yapısıyla elde edilen bir ürünün benzer fiyatlarla satılması rekabeti nasıl engeller? Bu soru henüz tatmin edici biçimde yanıtlanabilmiş değildir.
Daha önce tohum sektöründe yaşanan incelemelerde, sadece firmalar değil, yıllarca emek vermiş birçok sektör çalışanı da bedel ödemiş, işlerini kaybetmiştir. Benzer bir sürecin fide sektöründe yaşanması, zaten kırılgan olan bu yapıyı daha da zayıflatacaktır.
Fide sektörü dışarıdan büyük gibi görünse de gerçekte oldukça küçüktür. Yöneticiler ve işletme sahipleri çoğu zaman okul arkadaşı, eski mesai arkadaşı ya da uzun yıllardır birbirini tanıyan insanlardır. Aynı sosyal çevrelerde bulunmaları, bir araya gelip konuşmaları son derece doğaldır. Bu durum tek başına rekabet ihlali olarak değerlendirilmemelidir.
Katıldığım hiçbir sektörel toplantıda ortak fiyat belirlemeye yönelik net ya da örtülü bir değerlendirmeye şahit olmadım. Aksine bu toplantılarda işletme niteliklerinin nasıl artırılabileceği, sektörün nasıl daha stabil hale getirilebileceği, hastalıklarla nasıl mücadele edileceği gibi konular öncelikli olmuştur.
Gelinen noktada fide işletmeleri, kendi maliyet yapılarına ve stratejilerine uygun şekilde fiyatlandırma yapmaya devam edecektir. Bu nedenle cezalandırıcı bir yaklaşım yerine, sektörün yapısal sorunlarına çözüm üretmeye odaklanan politikaların çok daha faydalı olacağı kanaatindeyim.