Bana en sık söylenen cümle şu: “Sen hep karşısın.”

Evet. Doğru.

Ama eksik.

Ben üreticinin her yıl biraz daha yalnızlaştırılmasına karşıyım.

Mesleğin tabela kurumlarına indirgenmesine karşıyım.

Tarımın ithalat rakamlarıyla yönetilmesine karşıyım.

Sorun varken susmayı “denge” sanan anlayışa karşıyım.

Eğer bunlara karşı olmak “muhaliflik” ise, evet; muhalifim.

Ama şunu ayıralım:

Karşı olmak başka, sorumluluk almak başka şeydir.

Ben yıkmak için değil, daha fazla kaybetmeyelim diye yazıyorum.

Sahada ürün tarlada kalırken, masa başında yumuşak cümle kuramam.

Bu dili ben seçmedim; şartlar dayattı.

Kimi zaman “sert” deniyor.

Oysa sert olan cümleler değil, yaşananlar.

Bir ziraat mühendisi, üretici batarken susuyorsa; oradaki yumuşaklık erdem değil, ihmaldir.

Benim yaklaşımım kişisel değil.

Kişisel algılayanlar, eleştirilen yapının parçası olduklarını fark etmek istemeyenlerdir.

Ama herkesle uzlaşmak gibi bir mecburiyetim de olmadı.

Çünkü bazı dönemlerde tarafsızlık yoktur.

Ya üreticinin yanındasındır ya da olan biteni izleyenler safında.

Benim tercihim başından beri belli.

Kimseye yakın olmak için değil, gerçeğe mesafesini korumak için yazıyorum.