Her yıl aynı manzarayı izliyoruz. Don vuruyor, kuraklık geliyor, dolu yağıyor…

Ardından klasik açıklamalar: “Doğal afet.”

Hayır. Bu yaşananlar artık sadece doğa olayı değil, açık bir yönetim krizidir.

Çünkü doğa sürpriz yapmıyor. İklim değişikliği yıllardır kapımızı çalıyor. Bilim insanları uyarıyor, meslek odaları raporlar yayımlıyor, üretici sahada yaşadığını anlatıyor. Ama değişen ne var? Neredeyse hiçbir şey.

Bugün üretici yalnızdır.

Girdi maliyetleri kontrolsüz artarken, ürün fiyatları başkalarının insafına bırakılmıştır. Mazot, gübre, ilaç fiyatları sürekli yükselirken, üretici ne kazanacağını bilmeden üretim yapmaya zorlanmaktadır. Bu, üretim değil; kumardır.

Daha vahimi, tarımda planlama yoktur.

Hangi ürün nerede, ne kadar ekilecek? Arz fazlası nasıl önlenecek? Üretici hangi ürüne yönlendirilecek? Bu soruların hiçbirine net bir cevap yok. Sonuç: Bir yıl ürün tarlada kalıyor, ertesi yıl raflarda fiyatlar uçuyor.

Peki çözüm yok mu? Elbette var.

Ama çözüm, günü kurtaran desteklerle değil; uzun vadeli, bilim temelli tarım politikalarıyla mümkündür.

Öncelikle üretici korunmalıdır.

Destekler göstermelik değil, gerçek maliyetler üzerinden belirlenmelidir. Tarım sigortası sistemi yeniden ele alınmalı, üreticinin zararını gerçekten karşılayan bir yapıya dönüştürülmelidir.

En önemlisi ise planlamadır.

Tarım, rastgele yapılacak bir alan değildir. Stratejik bir sektördür. Gıda güvenliği, milli güvenlik kadar önemlidir. Eğer bugün üreticiyi koruyamazsanız, yarın sofrayı da koruyamazsınız.

Artık gerçeklerle yüzleşme zamanı.

Tarımda yaşanan kriz, doğanın değil; ihmallerin, yanlış politikaların ve plansızlığın sonucudur.

Ve unutulmamalıdır:

Üretici kaybederse, herkes kaybeder.