Yaklaşık on yıldır İzmir’e gitmemiştim. Hem on yıllık değişim ve gelişmeleri ve hem de İzmir ve çevresindeki yakınlarımı ziyaret etmek, bu arada Sart Harabelerini yakından görmek amacıyla çıkmıştım bu yolculuğa.
Bu yüzden de otobüsle gündüz yolculuğunu tercih ettim. Çünkü en iyi gözlemi otobüs yolculuğuyla gündüz gerçekleştirebileceğime inanıyordum. Ayrıca otobüs şirketlerinin hava yollarıyla rekabetinin doğal bir sonucu olarak, 2010 yılında artık otobüs yolculuğu da uçak yolculuğunu aratmayacak bir rahatlık ve lükslük içerecek biçimde gelişmişti. Koltuklar çok rahat, servis açık büfe ve yol buyunca kesintisiz veriliyordu. Otobüsler internet, televizyon, müzik, film ve fotoğraf arşivleri gibi, en ileri teknoloji hizmetleriyle de donatılmıştı.
Örneğin bir hafta öncesi Ankara’dan Antalya’ya kadar sekiz saat yolculuğun nasıl geçtiğini anlayamadım diyebilirim. Çünkü Ankara’ya giderken gözlemlerimi yapmıştım. Bu yüzden dönüşte önümdeki koltuğun arkasındaki ekranda, bir televizyon dizisi ve üç film izledim; yolculuk bitti.
İzmir’e gitmek için bindiğim arabada, ekran koltuklarda değil, ortada herkese hitabeden ortak bir ekrandı. Koltuklarda yalnızca televizyondaki yayını ve müzik dinleme olanağı vardı. Fakat zaten ben çevreyi inceleyeceğimden buna da ihtiyacım yoktu.
Ama koltuk rahat, geniş ve bir tarafı tek sıra idi. Yani hem yandan ve hem de ortadan dışarıyı izleme olanağı sağlıyordu. Kepezden Korkuteli yönüne dönünce, ovanın bitiminde yol yapım çalışmaları vardı. Burada dokuz kilometre süren bir servis yoluna girdik. Yol dar, dik, virajlı ama orman içinde güzel manzaralar sergiliyordu. Denizli’ye kadar da çoğu yerde tamamlanmış olmasına rağmen, bazı yerlerde duble yol çalışmaları nedeniyle, yavaş ilerliyorduk.
Korkuteli üzerinden yükselerek Batı Torosları aşıp, Teke Yarımadasını geçiyorduk. Bu yüzden dağların tepelerin arasında, küçük ovalar ve vadiler arasında, dağlık bir coğrafyada, bozkırda baharı içimize sindire, sindire ilerliyorduk Diyorum ki, denizleri kanıksayanlar, ovaları kanıksayanlar, dümdüz bir yaşamdan sıkılanlar, değişik bir coğrafyada farklı bir şeyler yakalamak isteyenler, bazen böyle dağlar üzerinde bir yolculuk yapmalılar.
Ama tabii ki yolculuğun farkına varıyorsalar. Koltuğa oturduğu anda gözlerini kapatıp arkasına yaslanıyorsa, yolculuk uykuda ya da yanındakiyle sohbette geçiyorsa, geçilen yolun, dağda, ovada veya çölde olması fark etmiyor demektir.