İzmir ve çevresinde bir geziyi planlarken, asıl görmek ve incelemek istediğim yer, Sart harabeleriydi.

Bunun için 1976-77 yıllarında Giresun Karabulduk Ortaokulunda beraber çalıştığımız arkadaşım Cumhur Şayhan’ı aradım. Cumhur Turgutlu’da oturuyordu ve o gün erik toplatıyormuş. Bu vesile ile Turgutlu’nun Gediz yönünde, iki km. kadar dışındaki erik bahçelerini de görme olanağı buldum.

Her ne kadar Gediz Ovası Çekirdeksiz üzümü ile meşhur olsa da bu bölgede her tarafta erik bahçeleri vardı. Meğer Turgutlu Türkiye’nin en önemli birkaç yeşil erik üretim merkezinden birisiymiş.

Erik toplayan kadınlar saat beşte işi bırakınca biz de doğruca Sart’a gittik. Bilindiği gibi Sart: MÖ 700-550 yılları arasında en parlak dönemini yaşamış olan Lidya Uygarlığının merkezi idi.

İçinden Gediz Nehrinin aktığı Küçük Menderes vadisi üzerinde kurulan Lidya devleti: doğuda Frigya, Batıda İyonya, kuzeyde Misya ve Güneyde de Kayra ile çevriliydi. Sart, tam da bu bölgenin ortasında, yani Gediz ve Büyük Menderes vadilerini birbirinden ayıran Bozdağların Kuzey yamacındaydı. Dünyanın en zengin adamı Krezüs’ün (Karun’un) altın imalathaneleri buradaydı. Ve Anadolu Pers egemenliğine geçtiği zaman da Persler Sart’ı, Anadolu satraplığının merkezi yapmışlardı.

Sart antik kenti, Akropol ve Nekropol tepelerinin arasıyla, Akropolün kuzey eteklerinde geniş bir alana yayılıyordu. Hepsini bir anda gezmek olanaksız gibiydi. Bu yüzden dört bölüm halinde gezmeyi planladım. Cimnezyum, Timülüsler, Akropol ve Sart Çayının Batısındaki alanlarla Artemis Tapınağı.

Bunlardan Sart antik kentine ait kalıntıların en sağlam ve görkemli şekliyle ayakta kalanı, ulaşımı ve ziyareti en kolay olanı cimnezyum kompleksi olduğundan, gezmeye buradan başladım.