Cimnezyumu gezerken vakit hayli ilerlemiş olduğundan, Akropol’e çıkmayı ertesi güne erteleyerek, Lidya kral ve soylularının gömüldüğü Tümülüsleri görmek için yola çıktık.

Salihli’nin içinden Gölmarmara’ya doğru çok dar bir yolda 17 Km. kadar ilerleyince Tümülüslerin bulunduğu alana geldik.

Geldik diyorum, çünkü bu yolculuğa arkadaşım Cumhur da beni yalnız bırakmamak adına katıldı. Aslında onun alanı fen bilimleriyle ilgiliydi. Bu yüzden tarihi yerlerle ilk kez ilgilenmenin heyecanını yaşıyordu.

Tümülüsler Gediz Ovasının Nehirden itibaren yükselerek Gölmarmara (Giges) gölüne doğru uzantısı ile göl arasındaki dalgalı düzlüğü, adeta biraz daha dalgalandırarak nehrin akış yönünde akıp giden tepeler gibiydi. Karayolunun özellikle de batısında o kadar çok tepe görünüyordu ki; sanki bin tepeler denilmesini haklı çıkarır gibiydi. Gerçekten de burada yüzden fazla Tümülüssün varlığı tespit edilmiş.

Bunlardan özellikle en büyük olan ikisinin, Lidya’da Şahin krallar soyunun kurucusu Giges ile Krezüs’ün Babası Alyattes’e ait olduğu sanılmaktadır. Anadolu’nun piramitleri kabul edilen bu yapay tepeler, genellikle kralların, ailelerinin ve onların yakını soyluların mezarlarıdır.

Birkaç tanesinin kral ve kraliçelere ait olabileceği sanılan bu mezarlardan birisi 335 metre çapında ve 61 metre yüksekliğindedir ki; Anadolu’daki Tümülüslerin en büyüğü olarak kabul edilmektedir.

Bu tür mezar örneklerinin en meşhur olanı ve en çok ziyaret edileni ise Adıyaman Nemrut Dağındaki Kommagene Kralı 1. Antiyokos’a ait olanıdır

Tümülüslerde mezar, zeminde ve ortada bir lahit içinde veya bir gömü odasında olup üzerine toprak yığılmaktadır. Mezar odaları çok büyük ve işlenmiş taş bloklarından yapılıp, çoğunlukla önünde bir giriş ve kapı bulunmaktadır. Bunun üstüne yığılan toprak, büyükçe bir tepe oluşturmaktadır.

Sart Kenti ovanın güney ucunda Bozdağ’ın eteklerinde yer almasına rağmen, mezarların ovanın öte yakasındaki (kuzeyindeki) sırtlarda olması, düşündürücüdür. Gerçi karayoluyla mesafe çok uzun gibi görünse de mezarlarla Sart arasındaki kestirme uzaklığın beş-altı kilometreyi geçeceğini sanmıyorum.

Tümülüslerin yanına vardığımız zaman gün batımı yakın olduğu için, güneşe karşı net görünmediğinden, tepelerin arasında epeyce ilerledikten sonra yüksekçe bir yere çıkıp oradan baktığım zaman, yine devletin ihmal ve ilgisizliğini tepelerde bir kez daha gördüm. Bu tarihi tepelere devletin ilgisi, coğrafi tepelere erozyon açısından gösterdiği ilgi kadar bile değildi.

Kimi tepeler ekin tarlalarının arasında erimiş gitmiş, kimilerinde de tarla tepenin zirvesini zorlamakta ve tepeler batan gemiler gibi S.O.S veriyordu. 11.05.2010