Her sabah aynı haberlerle uyanıyoruz.
Bir kadın daha öldürülmüş.
Bir çocuk daha istismar edilmiş.
Bir hayvan daha işkenceyle can vermiş.
Bir okulda bir çocuk daha zorbalığa uğramış.
Ve dünyanın bir köşesinde bombalar yine çocukların üzerine düşmüş.
Sonra bir süre konuşuyoruz. Sosyal medyada öfke yükseliyor. Birkaç gün geçiyor ve her şey unutuluyor. Ta ki yeni bir şiddet haberi gelene kadar…
Ama gerçek şu: Biz artık şiddetin gölgesinde değil, şiddetin içinde yaşayan bir dünyadayız.
Kadınların Yaşam Hakkı Hâlâ Güvende Değil
Türkiye’de kadın cinayetleri artık münferit olaylar olarak açıklanamayacak kadar ağır bir tablo ortaya koyuyor. Kadın örgütlerinin verilerine göre 2023 yılında en az 438 kadın öldürüldü.
2024 yılında ise 315 kadın cinayeti ve 248 şüpheli kadın ölümü kayıtlara geçti.
Bu kadınların büyük çoğunluğu sokakta değil, evlerinde, en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldü.
Eşler, eski eşler, sevgililer…
Bir kadının hayatı, bir erkeğin “öfke anına” sığdırılamaz. Bu cinayetler yalnızca bireysel suç değildir; bu, toplumun yüzleşmesi gereken bir eşitsizlik ve şiddet kültürü sorunudur.
Çocukların Sessiz Çığlığı
Şiddetin en karanlık yüzlerinden biri çocuklara yöneliyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2022 yılında güvenlik birimlerine gelen çocukların yaklaşık 31 bini cinsel istismar mağduru olarak kayda geçti.
Ama uzmanlar biliyor ki bu sayı gerçeğin tamamı değil. Çünkü birçok çocuk korktuğu için konuşamıyor, birçok aile susuyor, birçok suç karanlıkta kalıyor.
Bir çocuğun hayatı çalındığında yalnızca bir birey değil, bir gelecek de yok ediliyor.
Zorbalık: Şiddetin İlk Öğretmeni
Şiddet bir anda ortaya çıkmıyor.
Çoğu zaman okul bahçesinde başlıyor.
Türkiye’de yapılan araştırmalar, öğrencilerin yaklaşık dörtte birinin akran zorbalığına maruz kaldığını gösteriyor. Alay etmek, dışlamak, tehdit etmek, sosyal medyada hedef göstermek…
Bugünün zorbalığı yarının şiddetini büyüten bir tohum gibi.
Çünkü çocuklar, güç kullanarak üstünlük kurmayı öğrendiklerinde bunu hayatın başka alanlarına da taşıyorlar.
Hayvanlara Şiddet: Vicdanın Çöküşü
Sokakta tekmelenen bir köpek, zehirlenen bir kedi, işkence edilen bir hayvan…
Türkiye’de her yıl yüzlerce hayvana yönelik işkence ve öldürme vakası kayıtlara geçiyor. Ama çoğu olay hiç rapor edilmiyor.
Hayvanlara yapılan şiddet sadece bir “hayvan sorunu” değildir. Bu, insanın merhamet duygusunun çöküşüdür.
Çünkü bir toplum en zayıf olanı nasıl koruyorsa, aslında gerçek karakterini de öyle gösterir.
Savaşlar: Şiddetin En Büyük Yüzü
Dünyada ise şiddetin en büyük biçimi savaşlarda yaşanıyor.
Bugün dünyada 100 milyondan fazla insan savaşlar nedeniyle yerinden edilmiş durumda. Türkiye ise yaklaşık 3,5 milyondan fazla Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyor.
Savaşlar yalnızca şehirleri yıkmaz.
Çocuklukları yıkar.
Hayalleri yıkar.
Bir neslin ruhunu yıkar.
Sorun Sadece Suç Değil, Kültür
Bütün bu olaylara tek tek baktığımızda farklı gibi görünüyorlar. Ama aslında hepsinin kökü aynı yerde:
Şiddeti normalleştiren bir kültür.
Gücü haklı gören bir kültür.
Öfkeyi meşrulaştıran bir kültür.
Empatiyi zayıflık sanan bir kültür.
Bu yüzden çözüm yalnızca yasalar değildir. Yasalar gereklidir ama tek başına yeterli değildir.
Gerçek çözüm;
Çocuklara empati öğretmekte
Kadın erkek eşitliğini gerçekten hayata geçirmekte
Hayata saygıyı büyütmekte
Barışı bir slogan değil bir yaşam biçimi haline getirmektedir.
Çünkü bir toplumun gerçek uygarlığı, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, vicdanının derinliğiyle ölçülür.
Ve bugün sormamız gereken soru şu: Biz gerçekten ilerleyen bir toplum muyuz, yoksa yalnızca şiddeti daha hızlı haber alan bir toplum mu olduk?