İnsan, hayatı boyunca yalnızca anılar değil, aynı zamanda çeşitli yükler taşır. Aileden gelen alışkanlıklar, toplumun dayattığı kurallar, siyasetin oluşturduğu kimlikler ve bireysel kırılmalar… Zamanla bunlar o kadar içselleşir ki, bunlar kişiliğinin bir yansıması haline gelir.

Oysa olgunlaşmak, biraz da bu yükleri fark etmek ve gerekirse onlardan arınabilme cesareti göstermektir.

Aile ve Toplumun Görünmez Etkisi

İnsan, doğduğu çevrenin izlerini taşır. Nasıl düşünmesi, neye inanması gerektiği çoğu zaman daha çocukken şekillenir. Pierre Bourdieu bu durumu “alışkanlıkların yeniden üretimi” olarak açıklar. Yani insan, farkında olmadan kendisine öğretileni tekrar eder.

Bu yüzden olgunlaşmanın ilk adımı şudur:

Kendi düşüncelerini sorgulamak.

“Bu fikir bana mı ait, yoksa bana öğretildi mi?” sorusu, insanı özgürleştiren bir kapıdır.

Siyasi ve Toplumsal Kimlikler

İnsan, ait olduğu gruplarla kendini güvende hisseder. Ancak bu aidiyetler zamanla düşünmenin yerine geçerse, bireyin objektif düşünmesini engelleyebilir. Alman asıllı Amerikalı tarihçi ve felsefeci Hannah Arendt, insanların çoğu zaman sorgulamadan sistemin bir parçası haline geldiğini söyler.

Bugün toplumda gördüğümüz keskin ayrışmaların temelinde de bu vardır:

İnsan, ait olduğu düşünceyi sorgulamayı bıraktığında, kendi aklını da geri plana iter.

Olgunluk ise denge kurabilmektir: Aidiyetlerin olsun ama düşüncen özgür kalsın.

Kişisel yükler ve iç hesaplaşmaya da değinmek gerekirse ki en ağır yükler, insanın kendi içindekilerdir. Kırgınlıklar, korkular, geçmiş hatalar, baskılar vb… Bunlar çoğu zaman bastırılır ama yok olmaz. Carl Jung bu bastırılan yönlere “gölge” der.

Olgun insan, bu gölgeden kaçmaz. Onu görür, kabul eder ve dönüştürmeye çalışır. Çünkü gerçek değişim, dışarıda değil, insanın kendi içinde başlar.

Bakış Açısını Değiştirmek

Hayatı belirleyen şey çoğu zaman yaşadıklarımız değil, onlara nasıl anlam verdiğimizdir. Aynı olay, farklı insanlar için farklı sonuçlar doğurur. Friedrich Nietzsche’nin vurguladığı gibi, zorluklar insanı yıkmak zorunda değildir; doğru bakış açısıyla güçlendirebilir.

Bu yüzden değişim, dış dünyadan önce iç dünyada başlar.

Geçmişe takılı kalmak yerine ondan ders çıkarmak,

Korkularla değil bilinçle hareket etmek…

Bunlar, insanı olgunlaştıran ögelerdir.

Sonuç olarak hafifleyen insan, derinleşen insan, olgun insandır.

Geçmişine bağlı ama ona esir olmayan, toplumun içinde ama kendi aklıyla düşünen,

hatalarını saklamayan ama onlardan öğrenen insandır.

İnsan, yüklerinden kurtuldukça sadece hafiflemez; aynı zamanda derinleşir. Çünkü gerçek olgunluk, dışarıdan eklenenlerle değil, gereksiz olanı bırakmakla ortaya çıkar.

Belki de asıl soru şudur:

“Ben kimim?” değil, “Ben neyi taşımak zorunda değilim?”

Yunus’un da dediği gibi” Bir ben vardır bende benden içeri.”