TÜFAD ailesi içinde yıllarca birlikte bulunmanın onurunu yaşadığım ağabeylerimi art arda kaybettik.
İzmir futbolundan Ayfer Elmastaşoğlu, İstanbul'dan Candemir Berkman ve Ankara'dan Candan Dumanlı birer yıldız misali kayıp gittiler dünyamızdan...
Işıklar içinde kalsınlar...
Türk Futboluna emek harcayan ve zaman ayıran güzel kişiliklerdi...
O günlerden birinde eski yeni dostları anıyorduk. Allah var, beraberlik ortamlarında hep böylesi anmaları yapmaktayız.
Askf'de idik...
Candan bir dost grubu iftar yemeği vermişti. Oruç tutmamama rağmen çağrıldım ve katıldım.
Çok değer verdiğim, sekiz yıl önce kaybettiğimiz bir öğrencimin değerli eşi ve evlatları tüm ölmüşleri anma, anıları yâdetme gayesiyle bu duygulu ortamı hazırlayıp sundular. Yemekler yapıp getirdiler.
Buluşma yerimiz, Amatörler'in
misafir odası...
Epey arkadaş, kardeş, çocuk, eş ve dost da katıldı.
Çöpelci iyi sporcumdu. 1980'lerin başında Burdur Eğitim'de öğrencim oldu. Basketbolcumdu, okul takımımızda görev yaptı, sorumluluklar aldı.
Antalyalı idi, Antalyaspor'un 07'li üyesiydi...
Vefatından sonra duyarlı aile bir spor kulübü kurdular.
Kulübün adını da düşünerek seçip koydular.
KIRMIZI BEYAZ...
İftar saati geldi, oruç olanlar, suyu, çorbayı yudumladılar ve şahane yemekler yendi.
Dualar okundu. Çaylar içildi.
Sağ yanımda gazeteci kardeşim Hasan Yavaşlar, sol yanımda İngilizce öğretmeni Aykut Erciyas vardı...
Oturduk...
Sohbet eskilere kadar uzandı ve herkes de katıldı!
Usüldendir, teşekkür ettik, helalleştik ve ayrıldık.
İki gün sonra futbol okulundayız.
Çocuklarla antrenörlerimiz, anne babalarla da bendeniz özü canlarla ilgilenmekteyiz.
Telefon acı acı çalmış meğer!
Aykut'umuz kalp krizi geçirmiş. Hastaneye kaldırılmış.
Ne son suni teneffüse, ne de yaşama döndürme ünitesinin vuruşlarına yetişebildik.
Koştuk ama!
Hatta yolda kalp cerrahı da ayarladık.
Olmadı maalesef, gencecik bir eğitimci kardeşim, ailesini, eşini, Mert ve Yiğit yavrularını yaşama emanet ederek aramızdan uçup gitti.
Ailesi, öğrencileri, spor camiasından dostları ve motor tutkunu kardeşleri ile koca adam toprağa emanet edildi.
Allah rahmet eylesin demenin ötesinde herkese sabır ve sağlık dilemekten öte birşey de yapamıyoruz.
Sonbahar da değil...
Yaprak dökümü sürmekte...
Geçen gün bir yeni kaybı daha yaşadık.
Engin Fırat kardeşimin ölümü de beni bir hayli üzdü...
Büyük acı içindeyim.
Son günlerde füzelerin, bombaların adres sormadan sıklıkla düştüğü Lübnan'da teknik direktörlük görevi yapmakta idi!!!
Belli ki savaşın soğuk yüzü, onu çok olumsuz etkilemişti.
Sıcacık elleri tutmayı, canlarına sımsıkı sarılmayı, öpmeyi çok arzulamıştı...
Bunun için de, Antalya'daki baba ocağına bir ziyaret planlamıştı!!!
Beyrut, İstanbul seferi ile İstanbul'a geldi!!!
Havaalanında kalp krizi geçirdi, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı, ve yaşama veda etti...
Henüz ellili yaşların ortasında olan bir futbol emekçisi kardeşimizi kaybettik.
Çalışkan, üretken, başarılı ve istikrarlı bir kişilikti.
Her ortamda, bakımlılığıyla, şık giyimiyle göze hoş görünürdü.
Seviyeli dili ile naif tavır ve davranışları alkış alan bir antrenördü.
Her kesimden insan tarafından sevildiğini biliyorum.
Gıptayla izlerdim.
Göynük'te toprağa verildi. Candan dostu Nuri Kamburoğlu, ayakta durmakta zorlanan anne ve babacığına destek oldu.
Allah rahmet eylesin.
Bu kayıp, uzun yıllar öncesine götürdü beni...
TFF ve TÜFAD işbirliği ile düzenlenen seminerlerden birisinde görev yapmaktaydım.
O zaman antrenör derneği genel merkez yönetim kurulunda üyeyim.
Yaşamıma dokunan, haklarını ödemeyeceğim, onlara layık olmak için izlerinden yürüdüğüm Gündüz Tekinonay, Metin Türel, Özkan Sümer gibi büyüklerimi anmak durumundayım.
O tarihlerde hem alanımızın fevkalade uzmanları hem de üst seviyeli eğitimcilikleriyle, duayen olarak kabul gören ve takdir edilen can ağabeylerimin yanında çırak gibi koşturmaktayım.
Anlayacağınız, tanıma şerefine nail olduğum futbolun yeşil sahasının en iyileriyle çok oturdum, çok sohbet ettim.
Çırak olabilmenin gururunu da yaşadım.
Yıllar önce derneğin şube başkanı olarak görev yaptığım tarihlerde tanıdım.
Engin kardeşimi...
"Amiyane tabirle yazayım çünkü gerçekten çok zorlandık"
Tuğlaları üst üste koyup inşa ettiğimiz eski 100.yıl spor tesislerindeki TÜFAD Antalya şubesine ziyarette bulunmuştu Engin Fırat.
Henüz antrenörlüğünün ilk yılları idi.
Tanıttı kendini.
Jarabinsky'nin teknik heyetindeydi.
Futbol muhabbetinden sonra
tesisin nasıl yapıldığını sordu.
Anlattık....
Soruşturma bile geçirdiğimizi ve Gençlik ve Spor il Müdürlüğü'ne bu kocaman binayı armağan ettiğimizi söyledik.
Ekip arkadaşlarıma iltifat etti.
Çok güzel bir tesisi Antalya'ya kazandırdınız diyerek teşekkür etti.
Sonra yıllar geçti...
Engin Fırat, Anadolu'da, İstanbul'da, Avrupa, Asya, Afrika ülkelerinde futbol elçimiz olarak görevler yaptı, başarılar elde etti.
En son yine bir seminerde dertleşmiştik.
"O tesis yıkılmış Abdullah hocam, vah vah" diyerek spor yönetimlerine sitem etmişti...
Hani her canlı ölümü tadacaktır diye bir ritüel var...
Tüm kaybedilenleri uğurlarken, soruluyor ya!
Nasıl bilirdiniz?
İyi bilirdik...
Diyoruz...
Haklarınızı helal eder misiniz? sorusuna da;
Helâl olsun diyor, hem de üç kez var gücümüzle sesleniyoruz...
Sürçü lisan ise affola...
Takımlar seyirciyi selamlamak için sahadadır.
Hakem seslenir, TÜRK SPORU ŞEREFİNE ÜÇ DEFA...
Sporcular da tekrar eder...
SAĞ OL, SAĞ OL, SAĞ OL...
Türk Futbolu kişilikli insanlarla bugünlere geldi...
Futbolumuza başsağlığı diliyorum...
Sağlıklı ve esen kalın...