Toplumların gelişimini belirleyen en önemli unsurlardan biri, bireyin düşünce karşısındaki konumudur. İnsan; sorgulayan, eleştiren, üreten bir varlık mı olacak, yoksa emir alan, boyun eğen ve “itaat eden” bir unsur mu? İşte bu sorunun cevabı, “biat kültürü” denilen anlayışın toplum üzerindeki etkisini anlamamızı sağlar.

“Biat” kelimesi tarihsel olarak bir lidere bağlılık yemini anlamına gelir. Ancak zaman içinde bu kavram, özellikle bazı toplumlarda eleştirmeden kabul etmeyi, sorgulamadan itaat etmeyi ifade eden bir zihniyet biçimine dönüşmüştür. Böylece biat, sadece siyasal bir davranış değil; aileden eğitime, iş hayatından dini yapılara kadar yayılan bir kültürel alışkanlık haline gelmiştir.

Doğu toplumlarının tamamını aynı kalıba koymak elbette doğru değildir. Ancak tarihsel olarak merkezi otoritenin güçlü olduğu birçok doğu toplumunda, bireyden çok topluluğun, özgür düşünceden çok itaati öne çıkaran anlayışların etkili olduğu görülür. “Büyük sözü dinlemek”, “baş eğmek”, “itaat etmek”, çoğu zaman erdem gibi sunulmuştur. Oysa sorgulamayan insan, zamanla düşünme yetisini başkalarına devreder.

Biat kültürünün en büyük zararı, liyakati zayıflatmasıdır. Çünkü böyle bir düzende önemli olan bilgi, emek ve yetenek değil; kime yakın olduğunuz, hangi yapıya bağlı bulunduğunuz olur. İnsanlar doğruyu söylemek yerine güçlü olana hoş görünmeye çalışır. Eleştiri düşmanlık sayılır. Farklı fikirler tehdit gibi algılanır. Sonuçta toplum; üretken bireylerden değil, onay bekleyen kalabalıklardan oluşmaya başlar.

Bu kültür sadece siyasette değil, sivil toplumda, derneklerde, sendikalarda hatta aile içinde bile görülebilir. Bir yönetici eleştirildiğinde bunu “ihanet” sayıyorsa, ortak akıl yerine tek kişinin iradesi geçerli hale geliyorsa, orada demokratik kültür değil biat kültürü hâkimdir.

Oysa gelişmiş toplumların temelinde eleştirel düşünce vardır. Bilim, sanat ve demokrasi; soru sorabilen insanların eseridir. Batı’nın ilerleyişini sadece teknolojiyle açıklamak eksik olur. Asıl fark, bireyin düşünme hakkını kazanmış olmasıdır. Üniversiteler, özgür basın, bağımsız hukuk ve demokratik kurumlar; biat eden değil düşünen bireyler sayesinde güçlenmiştir.

Bizim tarihimizde de biat kültürüne karşı önemli örnekler vardır. Mustafa Kemal Atatürk, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesillerden söz ederken aslında tam da bunu anlatıyordu. Çünkü özgür yurttaş olmadan çağdaş toplum kurulamaz.

Toplumların gerçek gücü, korkudan doğan itaate değil; bilinçli dayanışmaya dayanır. İnsanların susmadığı, düşüncelerini rahatça ifade ettiği, yöneticilerin eleştirilebildiği bir düzen; hem daha adil hem daha üretkendir. Biat kültürü kısa vadede otoriteyi güçlendirebilir ama uzun vadede toplumu zayıflatır. Çünkü sorgulamayan toplumlar, sonunda kendi geleceğini de başkalarının iradesine teslim eder.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; kör bağlılık değil, bilinçli sorumluluk kültürüdür. İnsanların “emredildiği için” değil, doğru olduğuna inandığı için hareket ettiği bir toplumsal anlayış… Gerçek ilerleme de ancak böyle mümkün olacaktır.