Şu Antalya’nın her şeyi güzel de aniden gelip hunharca yağan yağmuru ve delice esen rüzgârı biraz can sıkıyor. Ünlü yaz sıcağımız bile masum kalıyor bu yaramazların yanında.
Yine bir ocak ayı akşamı terasa çıktım, nöbet tutuyorum. “Ne işin var?” diyeceksiniz, biliyorum. Otur sıcacık salonunda. Aç bir film, çayını çerezini al da tadını çıkar yaşamın.
Dersiniz, dersiniz de; bilir misiniz, iki gün önce dördüncü kattaki terası su bastı. Müdahale etmesem evi de su basacak. Öyle yağmur mu olur arkadaş? Sanki Akdeniz’den benim terasa hortum bağlamışlar, su dolduruyorlar.
Yağmur yağacağını biliyorduk. Saati geldiğinde bilgisayarın başında çalışırken yağmurun sesinden şüphelendim. Terasa bir bakayım dedim. O da ne! Teras dolmuş da taşıyor. Kiler olarak kullandığımız evin eklentisine de bir miktar su girmiş.
Tam burada Antalya müteahhitlerinin kulaklarını çınlatmanın zamanı geldi. Dubleks çatı dairelerine geniş balkon bırakıyorlar, su giderleri minicik. Bir de binanın çatısının suyunu terasa aktaran bir düzenek yapmışlar. Haliyle hem yağmur yağıyor ve terastaki su giderden gitmeye çalışıyor hem de çatıdan oluk oluk su geliyor. Umarım kulakları iyice çınlamıştır.
Manzarayı görünce yalınayak su giderinin oraya koştum. Bir de ne göreyim; korunaklı bir noktada duran çöp kutusu, biriken suyun kaldırma kuvvetiyle gemi gibi havalanmış. Yüzerek korunaklı yerden çıkmaya çalışırken bir yere takılıp alabora olmuş. İçindeki naylon malzemeler dökülmüş ve bizim giderin üstüne yapışmış. Olacak iş değil ama olmuş işte.
Tam burada ahalinin Nasrettin Hoca'ya kabahat bulduğu gibi konuşmaya başladığınızı hissedebiliyorum:
• Madem yağmurun geldiğini biliyordun neden çöp kutusunu oradan almadın?
• Neden çöp kutusunu boşaltmadın?
• Neden önceden kontrol etmedin?
• Kapını bacanı neden kilitlemedin?
Susup oturacağımı mı sanırsınız bre gafiller!
Hırsızın hiç mi suçu yok?
Müteahhitler böyle yanlış yaparsa olacağı bu.
Bu kadar çok yağmur yağarsa olacağı bu.
Neyse, ben yalınayak çıkmışım terasa. Su ayak bileğimin üstünde. Gözüm bir şey görmüyor, amaç evi kurtarmak. Hemen açtım su giderinin kapağını. Etrafta yüzüşenleri topladım. Su bir türlü gitmiyor giderin deliğine. Öylece duruyor, inatçı mı inatçı. Çatıdan gelen suya bakıyorum; bildiğin şelale. Hemen bir girdap oluşturdum su giderinde. Hemen bir saksı kaptım oracıktan, çatıdan gelen suyun önüne koydum. Boş bir saksı buldum, bildiğin su tahliyesi yapıyorum bahçeye.
Bir yandan da olanca hızıyla tepeme yağıyor. Yorulunca şöyle bir durdum, dikildim. Baktım yukarıya, duracağı yok. Ne diyeceğimi bilemedim bir an. Sonra kendime geldim.
• “Canın sağ olsun,” deyip girdap yapmaya devam ettim. Sanırım yarım saat sürmüştür bu mücadelem.
Tabii ki hiç kimsenin bir suçu yoktu bu olayda. Yaşanan, afet düzeyinde bir doğa olayıydı; doğanın biraz aşırı davranışı. Biz de yoluna çıkmışız işte. Başka ne olabilirdi ki yaşananların dışında?
Meteorolojinin verdiği yeni bilgi ile bugün gece yarısına kadar nöbetteyim haliyle. Şimdilik rüzgârın ve yağmurun ani atakları dışında durum normal. Yıldırımlar da etrafımda biraz korku verdikten sonra “-Bize müsaade,” diyerek ayrılıp gittiler.
Alt kattan sesleniyorlar, kahve yapmışlar. Ben de nöbeti bitirip sıcak salonuma geçeyim de şöyle güzel bir macera filmi açıp izleyeyim artık.
İşte böyle dostlar. Şu Antalya çok güzel bir belde. Herkesin namını duyduğu mahalle güzelleri vardır ya, işte onun gibi güzel, işveli, nazlı. Onunla yaşamak çok keyifli olsa da ara sıra gelip geçen nazını, tribini de çekeceğiz elbet.