Yeni Afgan mültecilerimiz yolda mı? 27 Şubat 2026’da Pakistan Savunma Bakanı’nın “açık savaş” ilanı ve Pakistan Hava Kuvvetleri’nin Kabil, Kandahar, Paktia ve Nangarhar’a yönelik hava saldırıları, iki ülke arasındaki gerilimin en tehlikeli aşamaya ulaştığını gösteriyor.
Pakistan operasyonları “militan kamplara yönelik istihbarata dayalı hedefleme” olarak tanımlarken, Afgan tarafı sivil yerleşimlerin vurulduğunu açıkladı. Bu karşılıklı suçlamalar, çatışmanın insani maliyetini artırıyor.
Tabii iş bununla bitmiyor, Pakistan’ın nükleer kapasiteye sahip bir devlet olarak doğrudan savaşa girmesi, bölgesel güvenlik açısından ciddi riskler doğuruyor. Yanlış hesaplama ihtimali, caydırıcılık dengeleri ve uluslararası müdahale ihtiyacı, krizi yalnızca iki ülke arasında değil küresel ölçekte de kritik hale getiriyor.
Çatışmanın derinleşmesi de radikal grupların güç boşluklarından yararlanmasına zemin hazırlıyor. Afganistan’daki güvenlik boşlukları, militan ağların yeniden konumlanmasına yol açabilir. Aynı zamanda yeni bir mülteci dalgası ihtimali, komşu ülkeler için insani baskıyı artırıyor. Türkiye zaten Afgan mültecilerle doluyken. Hele bizim bölgemizde tarımda, seralarda ve hayvancılıkta onlar en çok çalışan olmuşken.
Ayrıca bu savaş yalnız terör ve sınırlar sorunuyla da ilgili değil diye düşünüyorum. Asıl mesele daha hayati…
Su Sorunu ve İndus Nehri bence baş rolde yer alıyor. Pakistan–Hindistan arasındaki su paylaşımı meselesi, bölgenin en hassas konularından biri olarak Taliban, Hindistan ilişkileri samimileşirken daha da önem kazanıyor.
Hemen size Hindistan- Pakistan arasındaki İndus Antlaşmasından da bahsedeyim…
Pakistan–Hindistan arasındaki su paylaşımı meselesi, bölgedeki stratejik kırılganlıklardan en büyüğü … 1960 İndus Suları Antlaşması, nehirlerin kullanımını düzenleyen temel çerçeveyi oluşturuyor; Batı nehirlerinin (Indus, Jhelum, Chenab) ana hakları Pakistan’a verilmiş, Doğu nehirleri (Ravi, Beas, Sutlej) ise Hindistan’a bırakılmıştır. Ancak Keşmir bölgesindeki baraj projeleri ve teknik uygulamalar, zaman zaman iki ülke arasında gerilim kaynağı oluyor. Tabii İndus nehrinin kaynağının da Çin’de olduğunu düşünürsek bu durum daha önemli oluyor.
1960 İndus Suları Antlaşması ile düzenlenen paylaşım, Keşmir’deki baraj projeleri nedeniyle sık sık tartışma konusu oluyor. Pakistan tarımının %80’den fazlası bu sisteme bağlı olduğundan, su güvenliği askeri krizle birleştiğinde çok daha patlayıcı bir hal alabilir. Taliban rejimi ile Hindistan arasındaki gelişen ilişkiler, Afganistan’ın Pakistan’a karşı bir denge unsuru olarak kullanılabileceği algısını da güçleniriyor. Bu yeni diplomatik yakınlaşma, sınır gerilimlerini ve susorununu daha da karmaşık hale getiriyor.
Bir diğer savaş arka planı ise, Çin–ABD Rekabeti…
Çin–ABD rekabeti Güney Asya’da stratejik zemini sertleştiriyor. Pakistan’ın Çin ile yakınlığı ve ABD’nin bölgedeki çıkarları, çatışmayı uluslararası boyuta taşıyor. Bu durum, diplomatik çözümü zorlaştırırken bölgesel aktörlerin pozisyonlarını yeniden şekillendiriyor.
Antalya’daki Afgan Topluluğuna gelince, acaba yenileri eklenir mi, ya da ülkelerine dönerler mi diye düşünmeden edemedim.
Antalya’da yaşayan Afganlar için bu savaşın anlamı ayrı bir tartışma konusu.Geri dönüş kararı yalnızca duygusal değil, aynı zamanda hukuki ve ekonomik boyutları olan bir tercih.
Güvenlik kaygıları yüksek. Aktif çatışma bölgelerine dönmek yüksek risk taşıyor. Bazı bireyler ideolojik veya ailevi nedenlerle dönmeyi düşünebilir, ancak çoğunluk kalmayı tercih edecektir.
Türkiye’nin göçmen politikaları ve uluslararası yardım mekanizmaları, geri dönüş kararlarını belirleyici hale getiriyor.
Antalya’daki Afganların büyük çoğunluğunun ülkelerine dönmesi beklenmiyor. Daha muhtemel senaryo, diaspora içinde siyasi ve insani destek ağlarının güçlenmesi ve bireysel dönüşlerin yaşanmasıdır.
Pakistan–Afganistan çatışması yalnızca iki ülke arasındaki sınır gerilimi değil; nükleer caydırıcılık, su güvenliği, radikal gruplar ve büyük güç rekabetinin kesiştiği çok katmanlı bir krizdir. Antalya’daki Afgan topluluğu ise bu gelişmeleri endişeyle takip ediyor. Asıl soru şu: Bu savaş, Antalya’daki ve bölgemizdeki Afganları ülkelerini savunmak için geri dönmeye zorlar mı, yoksa diaspora içinde yeni bir dayanışma biçimi mi doğurur? Bu duruma en çok hayvancılık yapanlar ve sera sahipleri üzülür diye düşünüyorum. Ucuz iş gücü ellerinden gidecek diye.