Bir hafta geçti bile, uzaklardayım... Küçük torunum Talu'ya ve evlatlara özlem Almanya'ya uçurdu...
Hasretlik çekenlere Allah'ım yardım etsin...
Talucuğum ile gündüz gece oynuyor, zıplıyorum.
Akümü dolduruyor adeta!
Yorgun bünyem, uyum zorluğu yaşasa da, rol icabı "ay ay ay, anam, anam" desem de, of çekmeden onunla elele tutuşuyor, aynı adımları atıyorum.
Minik adamla uyuyor, uyanıyorum vallahi...
Her gün dört beş kez haber izliyorum. Yurtta, dünyada olan biteni öğreniyorum.
Bizim topraklara yağan, yağmur falan değil...
Antalya kâbusu yaşadı belli ki!
Yer gök inlemiş, fırtınalar, suları savurmuş, kara, deniz, hava içiçe geçmiş, ortalık karmaşık hal almış...
Deniz dağlara yaslanmış...
Ne ekili alan, ne de evlerin giriş katlarında oturmak için bir kanepe, bir kilim kalmış...
Çarpışan otomobillere lunaparklarda şahit olurduk...
Sular sal yapmış otomobilleri...
Caddelerden denize doğru adeta yelken açan büyük, küçük taşıtları ve kapalı otoparklarda yüzen araçları ilk kez gördük diyor dostlarım...
Sığınaklara, limanlara bağlanan ve sezonu bekleyen birçok sandal, tekne, yat paramparça olmuş ve karaya vurmuş...
Felaket bölgesi ilan edilir mi?
Söylenenlere inanıyorum, söyleyenlere güveniyorum...
Zarar çok büyük...
Zor günler yaşadı Antalya...
Büyük torunum Can'ım, yağmurdan kaçmış. Davraz'a kar görmeye gitmişler...
Epeyce de güzel vakit geçirmişler.
Kayak yapıp, kızağa binip kaymış Can evlat.
Babam rahmetli, Eğirdir'de, dağ komando okulunda 1940'lı yılların sonunda uzun bir zaman görev yapmış. Kayak merkezi olan Camili Yayla'da da sıklıkla kayağa çıkmış, sarp kayalıklara tırmanışlar gerçekleştirmiş.
Duygu dolu gözlerle anlatırdı.
Hala fırsat bulup, fotoğrafları karıştırıyor, mutluluğu yaşıyorum.
Davraz'a kadar uzanan dağ silsilesinde meşhur bir yayla Camili...
Torununun torunu da yapay yolla üretilse de, karda büyük dedesinin ayak izini takip etti.
Ne mutlu...
Yaşam denilen sihirli döngü böylesi tesadüfleri sunuyor insanoğluna...
Almanya beyaza büründü...
Alman ekonomisi, bizi kıskansalar da iyi...
Nüfusunun büyük çoğunluğu disiplinli çalışmayı seviyor. Hem dinlenmeyi biliyorlar, hem eğlenmeyi...
Sosyo kültürel anlamda huzurlu yaşamaya odaklanmış ve alışmış durumdalar...
Eğitimleri de, sağlıklı yaşam koşulları da, amatör ve profesyonel spor etkinlikleri de sıkıntısız, sorunsuz yönetiliyor. Süreklilik arz edecek şekilde planlı ve programlı ele alınıyor...
Kurallara dikkat etmek yeterli...
Yasalar ve kanunlar ülkesi...
Doğruyu yazmak zorundayım.
Biz daha çok günü kurtararak yaşadığımız ve sansasyonel işlere akredite olduğumuz için belki de!
Türkiye'den ayrılamıyorum...
Gözüme hitap eden,
kulağıma üflenen her haber, mesaj ciddi düşüncelere sürüklüyor beni...
Her gün Antalya Gündem'i takip ediyorum.
Küçük ilanlara bile göz atıyorum.
Geçen gün 90+7'yi keyifle izledim.
Harika bir program olduğunda herkes hemfikir...
Yaprak Özer ve Hasan Yavaşlar kardeşlerimi kutluyorum.
Türkiye'de yaşanılanlarla ilgili kaygı duyuyorum desem yalan olmaz!!!
Dünya'nın birçok yerinde sıkıntı var, bazı ülkelerde de sorunlar yaşanıyor. Bazılarında ise karışıklık, kargaşa çıkartıyor egemen güçler...
Evren olumsuz etkileniyor, huzursuz, huysuz oluyor insanoğlu...
Bu yazımı tatlı bir fıkra ile bitirmek istiyorum.
Gülümseyelim lütfen!
Ama birazcık da düşünelim...
Salomon’la Mişon dertleşiyorlarmış.
A be Salomon diyerek seslenmiş Mişon,
"Dünyanın ahvali ne olacak" sorusunu yöneltmiş.
Salomon,
kısa net ancak ucu açık bir cevap vermiş;
ya barış olacak ya da savaş çıkacak...
Adeta coşmuş ve devam etmiş....
Barış oldu mesele yok, ya savaş!!!
İşte o zaman demiş, duraksamış, kısa süre düşünmüş "iki ihtimal var be Mişon" demiş.
Savaş ya çıkar ya çıkmaz.
Çıkmaz ise mesele yok, çıkarsa iki ihtimal var; ya çürüğe çıkarız, ya askere alınırız. Çürüğe çıkarsak, mesele yok,
askere alınırsak iki ihtimal var; ya geri cephe, ya ileri cepheye gönderiliriz.
Geri cephede kalırsak mesele yok, ileri cepheye gidersek iki ihtimal var; savaşı ya kazanırız, ya kaybederiz.
Kazanırsak mesele yok, kaybedersek iki ihtimal var; ya yesir düşeriz, ya ölürüz.
Esir düşersek mesele yok, ölürsek iki ihtimal var; ya bizi sabun yaparlar, ya da kağıt fabrikasına yollarlar.
Sabun yaparlarsa mesele yok, kağıt fabrikasına yollarlarsa iki ihtimal var; ya birinci kalite ya ikinci kalite kağıt yaparlar.
Birinci kalite olursak mesele yok, ikinci kalite olursak iki ihtimal var; ya gazete kağıdı, ya tuvalet kağıdı oluruz.
Gazete kağıdı olursak mesele yok, tuvalet kağıdı olursak a be Mişon;
İşte o zaman b.ku yedik...
Barış'ı yüreklerine sindirenler çoğunluğu sağlamalılar.
Böyle bir yeryüzünü hayal etmek bile güzel...
Sağlık ve esenlik diliyorum.