Yüreğim güçlü, inancım fazla... Her şeye rağmen dimdik ayakta kalmak zorundayız.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Ulu Önderimiz'e ATAMIZ'a saygı ve sevgiyle bağlılığımızı sürdürmeye kararlıyız.

Ohh! Moralli başlıyorum yazıma...

Geçtiğimiz günlerde önce Fenerbahçe'nin, sonra Beşiktaş'ın, Samsunspor'un ve Başakşehir'in Avrupalılara yenilgilerini yaşadık.

5 takımla mücadeleye başladığımız Şampiyonlar Ligi, Konferans ligi gibi forslu ve paralı şampiyonalarda birer ikişer eksiliyoruz...

Üzüldüm her futbolsever gibi...

Sonra!!!

Yarım asır öncesiyle ilgili arşivlere daldım.

Günümüzdekine çok benzeyen sonuçlar üzerine kaleme alınmış bir köşe yazısına rastladım.

Okudum veeee...

Necmi Tanyolaç'ın, 6 Kasım 1971 tarihli Tercüman Gazetesi'nde yer alan yazısının bir bölümünü sizlerle paylaşıyorum.

Canım amcam, neredeyse elli beş yıl önce demiş ki;

Önümdeki makina parmaklarıma dilekçe verdi dün sabah:

"Yazsana!"

Bir soru düştü dişlerimin arasından, ıslık gibi:

"Neyi? "

Makina, tuşların ağzıyla cevap verdi:

"Şunu, bunu, futbolu, Avrupa'daki yalnızlığımızı ve sporda yapılacak reformları!"

Bazen Avrupa'lı meslektaşlarımızı kıskandığım oluyor. Olayların en renkli çizgilerle birbirine eklendiği spor dünyasında yaşadıklarından ötürü...

Futbolun iyisi orada..

Rekorun yıkanmışı orada..

Sahanın bozulmamışı orada..

Ve devam etmiş;

Bir eski hikaye: Sarhoşun biri gece akıl hastanesine düşmüş. Karşısına çıkan ilk doktorun sorusu: "Neyin var!" Sarhoş bakmış demiş ki; "İki yedilim var. Ya senin?"

Şimdi biz kendi kendimize soruyoruz; Avrupa sahalarında neyimiz var? Elenmiş "üçümüzden" başka.

Fenerbahçe, Galatasaray, Eskişehirspor elenmiş gitmiş.

İstemez miydiniz, Avrupa takımlarının şehir turuna çevirdikleri şu kupalarda dolaşan bir temsilcimizin olmasını?

Ebedi kontrat, "Türk takımları ikinci turdan öteye geçemezler" diyor.

Işıklar içinde uyuyor Necmi amcam...

Yazıyı okurken de, sizlere aktarırken de

"Vay vay vay" demedim.

"Ah vah" da çekmedim.

Futbolla dolu günlerimi gerçekten çok üzülerek geçiriyorum.

Takım rengine körü körüne bağlı değilim.

Bir yerimi kesseler kanımın, sarı, beyaz, siyah, lacivert, bordo, yeşil akmayacağını biliyorum.

Kanında irin olanlar, futbol ve fanatizminden nemalananlar sınıfına hiçbir devirde dahil etmedim futbolu çok seven yüreğimi...

Yetmiş yaşın içinde debelenen bir futbol paydaşı olarak futbolu kötü yönettiğimizi çok uzun yıllardır görüyorum.

Bu oyunu dünyalılar kadar bilinçli ve güzel oynayamadığımız gerçeğini de dillendiriyorum. Eksik ve hatalarımıza parmak basıyor, yazıyorum.

Değerli Okurlarım; ekonomimizi düzeltebilecek kadar büyük büyük paraları futbol ruletinde yiyor, tüketiyoruz.

Kalitesiz yabancı futbolcu ve uyumsuz teknik adamlarla çöplüğe dönen, altyapısız Türk Futbolu'nun bir reformla ayağa kalkmasını arzuluyorum.

Çocuklarımıza ve Gençlerimize vallahi billahi ihanet ediyoruz.

Asla körü körüne bir milliyetçilik yaptığımı, hamasi nutuk attığımı sanmayın.

Üç kulübümüzün Avrupa arenasında kaybolup gittiği gecede

Kıbrıs Rum kesiminden Omonia kulübü, Avusturya temsilcisine deplasmanda 2-1 yenildiği maçın rövanşını oynadı. Uzun süre 10 kişi olarak rakibini 1-0 yendi.

Uzatma sonrasında da

penaltılarla rakibini eledi...

Konferans Ligi gruplarına kaldı...

Kazakistan ekibi Kairat Almaty'inin bir geçmişi var...

Onlar Şampiyonlar Ligi müziğini çaldıracaklar...

11 yıl önce kurulan yine Kıbrıs Rum kesimi takımı Pafos'a ne demeli?

Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edecekler...

Galatasaray'ın, Fenerbahçe'nin, Samsunspor'un rakiplerini inceleyip hayaller kuracağımıza,

birazda futbolumuzdaki çirkin ve çelişki dolu durumlara kafa yoralım diyorum.

Sağlıklı ve esen kalın...