Merhaba, Bizim bilmediğimiz bir dille konuşur doğa. Farklı frekanslarda ki rüzgarları, kimi zaman sakin kimi zaman göğün delindiği yağmurları, günün ortasında kararan bir gökyüzü. Bazen sanki çöpe dönmüş yeryüzünü temizlemek için oluşan hortum ve kimi zaman yer kabuğunun hareketleri.

Evet doğanın bizimle bir anlaşma ve konuşma dili var ama sanırım anlayana, anlamak isteyene. Doğanın dengesinin bozulmadığı, insanın haddini bildiği zamanlarda, dünya anayasasının yaşam kuralları belliydi. Toprak tohumu uyutur, mevsimler dönünce filizlenen tohum bazen ağaç, bazen çiçek olur doğa ananın koynunda.

Derelerin kenarına yapılmak istenen evler hesaplanarak yapılır o yıllarda. Nasıl olsa bu dere kurudu diyerek, derenin göbeğine ev yapılmaz. İnsan akıllıdır o yıllarda, doğayla alay edilmez. Çünkü dünyanın asıl yöneticisi odur.

Tohumların tohum, yiyeceklerin lezzetli olduğu yıllarda, insan kolay kolay hasta olmaz. Çünkü bitki çok çabuk büyüsün diye zehir dökülmez toprağa o yıllarda. Domatesin kokusu, taze biberin tadı unutulmaz sonrasında.

Evler dip dibe değildir, herkes kendi geniş bahçesinde yayılır da yayılır o yıllarda. Mısır kurutur, kuzular koşturur, tavuk umulmadık yere yumurtlar ve huzur vardır insanların yüzünde.

Paradan daha çok sevginin ve güvenin önemli olduğu yıllardır! Doğa ana zaten besler yeryüzünde yaşayan çocuklarını. Biriktirmez insan o zamanlarda ne parayı ne yiyeceği, paylaşır ve paylaştıkça çoğalır insanlığı.

Bir tuşa basarak değil konuşarak anlaşır o zamanlarda insanlar. Doğayla ve kendiyle uyum içinde döner kendi yaşam döngüsü herkesin. Dokunur insan insana…

Evlerin sayısının az ağaçların sayısının çok olduğu yıllarda her yer kuş sesleriyle doludur. O zamanlarda kuşların ev olarak kullandığı milyonlarca ağaç vardır yeryüzünde. Sincaptan kurda kuşa ev olur, doğa ananın bağrında büyüttüğü ağaçlar. Hem de meyve olur insana, hayvana derken ömrü biter düşer toprağa gübre olur yeniden, döner dünya!

O yıllarda deniz tertemizdir. Binlerce atık ve zehirle kirletilmeden, gemilerden yakıt dökülmeden, bir çöp kutusu gibi kullanılmadan çok önce pırıl pırıl suyun içinde yaşayan canlıların keyfi yerindedir. Suyun içinde dinginlik, toprağın üstünde denizi izleyen insanın mental dinginliğiyle bütünleşir o yıllarda.

Denizler, nehirler, dereler, toprak, dağlar, ağaçlar, hayvanlar derken yüzünü gökyüzüne döndüren insan, artık geri dönülmez bir yolculuğa çıkar. Yerçekimli dünyanın çöpünü yerçekimsiz gökyüzüne bırakmaya başlar. Denemeler yapar uzayı keşfetmek için. Dünyaya çok iyi bakmış gibi uzayı ve diğer gezegenleri çöpe çevirmek için deneyler yapar bıkmadan. Araçlar gönderir sürekli uzaya ve o araçların yakıtları kirletir havamızı. Milyarlarca lira para harcadıklarını anlatırlar ağız dolusu ve dönüp baktığında hiç bir şey yoktur yine elde avuçta. Uzay boşluğundaki metal parçaları yerçekimsiz ortamda bir gün dünyaya düşmenin hayaliyle döner dururlar tepemizde. Ve biz yeryüzünde saçma sapan şeyler için doğayı yok etmeye devam ederken…

O yıllarda çocuklar gerçekten çocuktur. Ayağında ayakkabısı bile olmayan mutlu çocuklar. Toprakla oynarken kirlenmiş elleri, üzerine yağ sürülmüş ekmeklerini yerken birbirlerine anlattıkları masallarla geleceğin düşünürleri, bilim adamları, ressamları olarak büyür doğa ananın ellerinde. Sevgi dolu kalpleri iyi insanlar büyütür gelecekte!

Yunan mitolojinde Gaia yeryüzünün kozmik bir varlık olarak kişileştirilmiş halidir. Tanrı doğum mitlerinin ilk tanrıçası, tüm yaşamın ata anasıdır GAIA. Engin göğüslü doğurgan toprak anadır GAIA.

Bizler ATA ANA’nın çocukları olarak geçmişin doğrularını unutarak değil, o doğruların üzerine yenilikler ekleyerek ilerlediğimizde daha yaşanabilir yarınlara sahip olacağız. Huzur yeniden yeşerecek topraklarımızda ve insanlık doğayla bir bütün olacak.

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…