Merhaba, Kış ayları yerini bahar aylarına devir ederken baharın müjdeleri kendini göstermeye başladı bile. Kuşların göçleri başladı, meyve ağaçlarının çiçekleri çoktan açıldı yeryüzünde.

Şeftali ağacının o güzel pembe çiçeği erik ağacının beyaz güzelliği ile doğayı süslerken toprak ana uyanmaya başlıyor artık. Uyuyan tohumların büyüme, büyüyen filizlerin çiçeklenme zamanı şimdi. Mevsimlerin iklim koşulları yüzünden değiştiğini hepimiz biliyoruz. Yağmur beklerken sel, rüzgar beklerken fırtınayla boğuşuyoruz. Değişen iklimler takvim yapraklarına yansımadığı için kış bahara, bahar sonbahara derken bir devinimle devam edip gidiyor hayat. Her şeye alışıyoruz sanki, alışmamamız gerekenlere bile! Mart ayı dert ayı derdi büyüklerimiz, birden aklıma nedense bu cümle geldi. Ve hatta mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır da hiç aklımdan çıkmayan tekerlemelerden. Çünkü ilkokulda sene sonu etkinliğinde bana verilen ezber buydu. Nasıl unutulur ki hayatımızın o güzel yılları. Mart ayı dert ayıdır çünkü havaların belli olmaması yüzünden herkesin kolaylıkla hasta olabildiği zamanlardır. Ve Mart ayı bazen inanılmaz hava olaylarına şahit olur, kar yağar mesela ve kazmayı küreği bile yaktırır ısınmak için insana. Roma savaş tanrısı Martius’dan adını alan ay, savaşa başlamak için en şanslı ay olarak kabul edilirmiş tarihte. Ocak ve şubat ayları savaş için uygun olmadığından Roma takviminin ilk ayı mart olarak belirlenmiş ta o zamanlarda! Ülkemizde Mart, aynı zamanda vergi ayı. Milyonlarca ev sahibinin emlak ve kira vergisi ile uğraştığı, ekonomik anlamda zor bir ay dersek yalan söylemiş olmayız. Hele ki ekonomik krizle mücadele verdiğimiz şu zamanlarda! Mart, 1857 yılından bugüne en büyük katılımlı anmanın yapıldığı bir ay. 8 Mart 1857 yılında haklarını ararken hayatlarını kaybeden 120 Amerikalı işçi ve emekçi kadının hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bir katliama şahitlik etmek zorunda kalmış dünya. Ve 1910 yılından beri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü tüm dünyada anmalar eşliğinde kutlanmaya başlanmış. Emeğe, iş gücüne ve tüm kadınlara saygımızla… Mart ayının ilk haftası, ülkemizde hem Deprem hem de Yeşilay haftası olarak kutlanırken bu iki önemli duruma ne kadar dikkat çektiğimiz ise sorgulanır durumda. Depreme dayanıksız evlerin halen inşa edildiğini mi yazayım, bize bir şey olmaz diyerek patlak kolonlu evde oturanları mı? Yoksa bu binaların sağlamlığından sorumlu, hiç bir şey yapmayan birimleri mi? Yeşilay konusu ise ayrı büyük bir problem. Uyuşturucu yaşının ilkokul sıralarına indiğini, sosyal medya haberlerinden öğrenirken kıyıda köşede sigara içen çocukları kendi gözlerimizle görüyoruz. Sanırım yine aynı yere çıkıyor bütün problemlerin başlangıç noktası. Eğer bakamayacaksınız, o çocukları nasıl olsa büyür diyerek dünyaya getirmeyeceksiniz. Çünkü sizin baş edemediğiniz ve eğitemediğiniz çocuklar, yarın bir suç makinesine dönüşerek toplumun başına bela olacak ve oluyor zaten. Örneğin akran zorbalığı şu an okullarda korkunç bir boyutta! Neye elimi atsam cümlenin sonu kararıyor. Ve benim de umudum tükenir gibi oluyor bazen ama baharın o güzel havası, renkleri derken yeniden kendime geliyorum. Mart, aynı zamanda dileklerin başlangıcı çünkü. Kırmızı beyaz marteniçkaları, olmasını istediğimiz dileğimizle bileğimize bağlıyor ve mart ayının sonuna kadar çıkarmıyoruz. Bu çok eski Balkan geleneği Baba Marta / Marta Nine günleri olarak anılmakta. Ve geleneğe göre kırlangıç ya da leylek görünceye kadar bu bileklikleri çıkarmıyoruz. Ardından çiçek açan bir ağaca hafifçe bağlıyor ve rüzgarın onu alıp götürmesini ve dileğimizin olmasını istiyoruz. Ben kendi marteniçkalarımı hazırladım bile, umarım Baba Marta dileklerimi alır götürür rüzgarla… Baharla aydınlansın yüzümüz. Şansımız bol olsun toprak doğurgan. Aydınlık günlere olan özlemimiz baharla filizlensin göğe yükselsin ve yürekten istediğimiz tüm dileklerimiz kabul olsun. Bahar umutla gelsin ülkemize… Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle