Her fırsatta Atatürk’e ve Atatürkçülere hakaret etmeyi marifet sayan bazı yaratıklar var. Atatürk’e küfredemediği zaman İnönü’ye, ona edemediği zaman Kemalistlere her fırsatta aradan bir yumruk, tekme sıkıştırınca rahatlıyorlar.

Siyasi tarihimizde gördük. Bir dönem sol kesimin bir kısmı Atatürk’ü beğenmezdi. Gidip dünyanın öbür ucunda kendilerine lider ararlardı. Aynı şekilde sağ kesimden de Türkçüler arasında vardı. Atatürk’ü beğenmezlerdi. Enver’i ya da Orta Asya bozkırlarından bazı kişileri bulup kendilerine lider yapmaya çalışırlardı. Sonra onlar da sıkışınca Atatürkçü oluveriyorlardı.
Muhafazakarlar da sıkışınca Atatürk resimlerini binalara asıveriyorlar.
Sıkışınca hepsi Atatürkçü oluyor. Bu olay defalarca tekrarlandı bu ülkede. Büyük Abilerimiz ve Ablalarımız daha iyi hatırlayacaktır.
Atatürkçü tanımından daha çok Kemalist tanımından korkuyorlar. Çünkü Kemalistler sözcüğü, kurtuluş savaşının başlangıç dönemlerinde işgalciler tarafından harita üzerinde hakimiyet ve güç alanlarını ifade etmek ve Atatürk’ün destekçilerini tanımlamak için kullanılmıştır.
Kemalist’i o dönemde bir İngiliz’e sorsanız “Anadolu’ya sıkıştırılmış, ama Atila’yı, Timur’u çağrıştıran korkulası bir grup insan” gelir akıllarına. Bu kadar baskılanmış ve kuşatılmış olmalarına rağmen “yine ayağa kalkarlar mı” diye düşünerek dizlerinin titrediğinden eminim. Neticede yüzlerce olumsuzluğa rağmen silahlarını kuşanıp Avrupa’ya doğru yola çıkarlar mı, düşüncesi hakimdir o dönemdeki batıda. Kemalist’in bir anlamı da Türk Milleti demektir.
Neyse ki korktukları olmadı. Bilge lider Mustafa Kemal ve Kemalistler emperyalist güçleri kovduktan sonra durdular. Avrupa’ya yürümediler. Barışçıl bir tutumla mevcut topraklarımızda mutlu ve huzurlu yaşayabilmenin yollarını aradılar. Ve dünyanın saygısını kazandılar.
Ne yazık ki ülkedeki bir avuç hazımsızın saygısını kazanamadılar. Onların düşmanlığı 100 yıldır sürüyor ve arada sırada ortaya çıkıyor.
Atatürk, savaşlardan sonra ülkeye Kemalistan adını koyabilirdi. Padişah ya da halife olabilirdi. İnanın bunu yapabilirdi. Ama “Türkiye Cumhuriyeti” dedi adına.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, dedi.
Köylü milletin efendisidir, dedi.
Ey kahraman Türk kadını, sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın, dedi.
Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur. Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür, dedi.
Yurtta barış dünyada barış, dedi.
Mussolini’nin “Atatürk ölmeden Türkiye’ye kimse hiçbir şey yapamaz” demesi üzerine; Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır, dedi.
Ve ülkemdeki bu sinsi ve hain hazımsızlık yer yer sürüyor.
Senin de fikrin geri kalsın be hazımsız!… “…ist” uzantılarının hiçbirini benimsemeyen birisi olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu tezek heriflerin küfrettiği Kurucu Değerlerimiz, Kemalist olmak ve Atatürkçü olmak aynı şeydir. O yaratıklar da bunu çok iyi biliyorlar. Ama Kemalistlere hakaret edenler sanki Atatürk’e ve O’nun izlerini takip edenlere hakaret etmenin dayanılmaz hafifliğini yaşamak istiyorlar.
Değerlerimize hakaret etmeyi kesin!… Biz sizin saçma sapan ideolojilerinize bile hakaret etmiyoruz. Oturun oturduğunuz yerde. Aklınızı da başınıza alın. Bu ülkenin yüzde doksanı kendini Mustafa Kemal’in Askeri olarak görüyor. 23 Nisan’da görmediniz mi Anıtkabir’i? Ve siz topla, tüfekle, dış güçlerin tükenmez parasıyla ve şeytani planlarıyla da gelseniz, hiçbir şey yapamazsınız. Bu ülkeyi kimselere vermeyiz. Çünkü biz Mustafa Kemal’in Askerleriyiz. Sağlıcakla…