Bak Arkadaş!.. Seninle aynı düşüncede olmayabiliriz. Taban tabana zıt da düşünebiliriz. Farklı yaşamlar sürüp, bambaşka gelecek hayalleri kurabiliriz. Ama bil ki; senin kundaktaki bebeğinin de gelecekte bilinçli, mutlu ve özgür yaşaması için çalışıyorum. O’nun için toplumsal barış içinde ve zenginlik dolu bir ülke yaratmaya çabalıyorum.
Bağımsız bir ülke. Korkunun olmadığı, sinsi planların işlemediği; yalanın, dolanın, hilenin, insan sömürüsünün olmadığı; yasakların, baskıların, tek tip insanın olmadığı; herkesin her istediğini yaptığı, maddi ve manevi eziyet çekmediği, kumpasların kurulmadığı; bendensin-benden değilsin ayrımı yapılmadığı bir gelecek için tüm gücümle çalışacağım.
Evrenin milyarlarca yıllık tarihinde insan yaşamı en fazla yüz yıl sürüyor. Yani, senin ve benim var olduğumuz kesit milyarda bir bile değil. Bu kısa yaşamımızı hiç kimsenin kendi rahatı için mahvetmesine izin vermeyeceğim.
Yorgunsun biliyorum. Seni anlıyorum. Her zaman yaşamın zor yollarından yürüdün. Yapmak istemediğin şeyleri yapmak zorunda kaldın. Söylemek istemediklerini söylemeye zorlandın. İnanmadığın şeyleri savunmak seni yordu. Bazen başını öne eğdin. Bazen utana sıkıla hak hukuk çiğnedin. Bazen acımasızların, zalimlerin kayığına binmek zorunda kaldın. Yorar adamı bu yaman çelişkiler. Biraz empati yapınca üzüldüm haline.
Peki, sen de biraz empati yapabilir misin? Benim yorgunluğumu hayal edebilir misin? Kendi savaşımda neler yaşadığımı bilmen ve hayal etmen mümkün mü? Zor tabi, empati yapmak yok sana dayatılan kültürde. Bunun için de seni suçlayamam. Ama şunu bil ki, hiç kimseye minnet borcum ya da bağlılığım yok. Bağımsız düşünüyorum. Atalar tarafından binlerce fedakarlıkla bize hediye edilen bu güzel yurdun değerini bilmek zorunda olduğumu hissediyorum. Emek verenlere teşekkür borçlu olduğumuzu, bıraktıkları vatanı iyi bir yaşam ağacına çevirmek zorunda olduğumuzu görüyorum.
Bunun için çaba gerekiyor. Ben de öyle yaptım. Her görüşten olabildiğince okudum. Sağı, solu, dünya tarihini, ülkelerin tarihini, sosyal ve siyasal hareketleri, olayları inceledim. İnsanın insanı nasıl sömürdüğünü; nasıl olup da emeğini, ruhunu, bedenini çalabildiğini inceledim. Bak, ortaya neler çıktı?
Bu hayatta her şey iktisadidir. Yani ekonomiktir. Ve ekonomiyi yöneten “Sermaye”dir. Sermaye her şeyi ucuza getirmek ister. Az maaşla insan enerjisini çok kullanmak ister. Bireyler ise az çalışarak rahat yaşamak isterler. Burada bir çıkar çatışması vardır. Bil bakalım bu çatışmayı kim kazanır? Sermaye dediğini duyar gibiyim. Çünkü bireylerin zaafları vardır. En çok sesi çıkana biraz fazlasını verip sustururlar. O da diğerlerini propaganda teknikleriyle dizginler ve yola getirir. Yola gelmeyenler toplumun genel görüşü ve inancı dışında olmakla suçlanır. Toplumdan dışlanırlar. Hala devam ediyorsa gözdağı verilir. Olmazsa kumpas kurularak ekarte edilirler. Olmazsa soruşturmalar, hapis ve hatta cana kasta kadar gider bu iş. İşin doğası budur.
Bütün bunları yaparken insanların zaaflarını, geleneklerini, inançlarını kullanmaktan çekinmezler. Bunlar bizim toplumumuza has şeyler değildir. Dünyanın neresinde, hangi dönemde ya da hangi inanışta olursa olsun bu hep böyledir. Konu çıkar çatışmasıdır.
Basitleştirilmiş ifade ile konunun özü; benim çocuğum senin çocuğundan daha fazla yesin, daha rahat yaşasın olayıdır. Yaşadığımız dünyada her şey bu basit hikayenin etrafında çeşitlenir ve genişler. İnanışlar, öğretiler, siyasi partiler, fabrikalar, AVM’ler, eğlence mekânları, televizyonlar, gazeteler, üniversiteler, devletler, her şey…
Yani gerektiğinde ayak üstü binlerce yalan söylenir, hikayeler uydurulur, kahramanlar yaratılır, savaşlar çıkarılır, yaşam tarzları kurulur. Gerisi boş ve efsaneden ibarettir. Öncelikle bunu anlamak gerekir. Yani kafayı kaldırıp etrafa bakmak gerekir.
Düşünüş şeklini ve ortamını değiştirmezsen bu cendereden çıkman çok zor. Sadece düşün ve sorgula. Umarım doğru olanı empati yaparak ve sezgilerinle kendin bulabilirsin.
İyi ve kötü olan şeyler evrenseldir. Yalan söylemek, iftira atmak, haksız yere insanları yaftalamak, 18 yaşında çocukları Anayasal haklarını kullandı diye hapse atmak, siyasi rakiplerini kurumların gücüyle baskılamak, televizyon kapatmak, insanları sebepsiz yere mesleklerinden etmek kötü şeylerdir. Saf kötülüktür. Aklı olan insan için iyi de kötü de bellidir.
Amaca ulaşmak için her yol mubah değildir. Ve bu ülke; malımızın, mülkümüzün, eşlerimizin zorla alınıp ganimet sayıldığı Darü’l-harp değildir. Ve asla olmayacak.
Senin çocuğunun da mutlu olacağı bir cennet ülke yaratacağım. Göreceksin! Sağlıcakla…