İnsan iletişiminin en ilginç yanlarından biri, jest ve mimiklerin taklit edilebilir olmasıdır.

Gülümsemeyi, kaş çatmayı, üzgün görünmeyi irademizle yapabiliriz. Ancak bir istisna vardır

’’Yüz kızarması’’…

Bilim dünyasında “insana özgü en dürüst tepki” olarak kabul edilen bu biyolojik refleks, irademiz dışında gelişir ve manipüle edilemez. Darwin’in ifadesiyle, “insanı diğer hayvanlardan ayıran en tuhaf ve en insani ifadedir.

Kızarmak, aslında bir sosyal özürdür.

Bir hata yaptığımızda yüzümüzün kızarması, çevremize şu mesajı verir:

“Kuralları çiğnediğimin farkındayım.”

“Bundan dolayı pişmanlık duyuyorum.”

“Grubun değerlerine hâlâ önem veriyorum.”

Bu dürüstlük mührü, bizi savunmasız bıraksa da sosyal bağları güçlendirir. Çünkü samimiyetin ve gerçek duygusal katılımın kanıtıdır.

“Hiç Utanmıyor musunuz?” Meselesine gelince… Acaba yüzünüz hiç kızarmıyor mu? Demek mi gerekir, diye düşünüyorum.

Bugün Türkiye’de sıkça duyduğumuz bir serzeniş var: “Hiç utanmıyor musunuz?”. Bu cümle, aslında toplumsal bir alarm zili. Çünkü yüz kızarması, yani utancın biyolojik işareti, giderek kayboluyor.

Eskiden bir yanlış yaptığımızda yüzümüz kızarırdı. Bu, toplumun değerlerine bağlılığımızın göstergesiydi. Şimdi ise, yolsuzluklar, haksızlıklar, adaletsizlikler karşısında yüzler kızarmıyor. İnsanlar, kameralar önünde rahatlıkla konuşabiliyor, sosyal medyada pişkinlikle paylaşımlar yapabiliyor.

Bu durum, yalnızca bireysel bir duyarsızlık değil; ahlaki değerlerin çöküşünün işareti.

Yüzümüzün kızarmaması, aslında yüzsüzleştiğimizin, yani toplumsal utanç mekanizmasını kaybettiğimizin bir göstergesidir.

Yüzsüzlük ve Duyarsızlık Çağı

Kızarmayan yüzler, toplumda şu mesajı veriyor:

“Kuralları çiğnedim ama umurumda değil.”

“Pişmanlık duymuyorum.”

“Grubun değerleri artık benim için bağlayıcı değil.”

Bu, sosyal bağların çözülmesi demektir. Utanç duygusunun yokluğu, bireyleri yalnızca yüzsüz değil, aynı zamanda duyarsız hale getiriyor. Artık başkasının acısı, başkasının hakkı, başkasının mağduriyeti karşısında yüzümüz kızarmıyor.

Ve Kızarmayan Yüzler, Çöken Değerler Ortalıkta Savruluyor…

Yüz kızarması, insanın en dürüst tepkisi olarak evrimsel bir mirastır. Ancak bugün bu dürüstlük mührünü kaybediyoruz. Türkiye’de “hiç utanmıyor musunuz?” sorusu ve verilen yanıt, aslında yüzümüzün kızarmadığı bir çağda yaşadığımızı hatırlatıyor.

Ahlaki değerlerin çöküşüyle birlikte, yüzümüz de kızarmıyor artık. Bu da bizi biraz daha yüzsüz ve duyarsız yapıyor.

Oysa toplumun yeniden inşası, ancak utanç duygusunun geri kazanılmasıyla mümkün. Çünkü kızarmayan yüzler, yalnızca bireysel bir sorun değil; toplumsal bir çürümenin en görünür işaretidir. Toplumun çöküşünün başladığının açık kanıtıdır.