İnternet öncesi yaşamımızın bir başka sürümü, şu an dijital dünya olarak karşımızda duruyor. Fiziksel dünyada ne varsa; pazar yerlerinden kahvehanelere, kütüphanelerden bankalara kadar her şey, biraz daha çeşitlendirilmiş ve karmaşıklaştırılmış bir halde ekranlarımıza taşındı.

Çoğumuz bu hıza hazırlıksız yakalandık. Özellikle de çocukluğu ve gençliği "analog" dünyada geçen, bugün 50 yaş ve üzerini temsil eden nesil, bu dönüşümün tam merkezinde kalmış durumda. Bu kesimin bir kısmı, dijital tarafa hiç bakmadan mahalle kültüründe, kahvehanede veya komşu ziyaretlerinde sosyalleşmeye devam ederken; bir kısmı da teknolojinin sunduğu sonsuz olanaklardan yararlanmaya çalışıyor. Tabii ki bu uyum süreci o kadar kolay olmayacak. Çünkü bu yeni dönem, insanlığın geçmek zorunda olduğu ciddi bir dönüşüm eşiği, tabiri caizse bir "tehlikeli bölge".
Piyasaya her gün yeni bir kavram, yeni bir araç sürülüyor. Bu araçların ne olduğunu, neye yaradığını ve onlardan nasıl en güvenli şekilde yararlanılabileceğini anlamak bizim nesil için oldukça karmaşık bir hal alabiliyor. Ancak şu bir gerçek ki; adına "yeni medya" dediğimiz sosyalleşme platformları, her ne kadar eğlence amaçlı görünse de arka planda devasa bir çark dönüyor.
Küresel kapitalizmin bu platformları, içerik üretimini üyelere bırakan ancak kazanç tarafını asla elden bırakmayan yapılara dönüştürdü. "Ücretsiz" olarak kullandığımız her platform, aslında bizim zamanımızı, ilgimizi ve verilerimizi işliyor. Bu ortamların arka planında dönen algoritmaları ve reklam iş birliklerini anlamak belki uzmanların işi; ancak biz kullanıcıların, bu meydanda yürürken nerelere basmamamız gerektiğini bilmesi artık bir lüks değil, zorunluluktur.
50 yaş üstü büyüklerimizin önemli bir ihtiyacı olduğunu düşündüğüm için adrese teslim dijital güvenlik konularını yazmaya devam edeceğim. Bu yazıda ana hatlarıyla bir değerlendirme yapacağız. Sonraki yazılarda konu başlıklarını detaylandıracağız.
Sosyal medya platformlarını birer "kent meydanı" gibi düşünebiliriz. Bir şehir meydanına çıktığınızda nezaketen neler yapıyorsak, dijital meydanda da aynı hassasiyeti göstermeliyiz. Kent meydanında yüksek sesle ailevi sırlarınızı bağırmayacağımız gibi, dijital dünyada da aile mahremiyetine azami dikkat etmeliyiz. Özellikle çocukların veya torunların fotoğraflarını paylaşırken, bu görsellerin kimler tarafından görülebileceğini bir kez daha düşünmeliyiz.
Unutulmamalıdır ki dijital izler, kumdaki ayak izleri gibi değildir; kolay kolay silinmezler. Bu yüzden sinirliyken veya aceleyle paylaşım yapmak, ileride pişman olunacak durumlara kapı aralayabilir.
Hesaplarımızın güvenliğini, evimizin kapısını kilitlemek gibi değerlendirmeliyiz. Kapıyı açık bırakıp yatmadığımız gibi, tahmin edilmesi kolay şifrelerle de dijital dünyada dolaşmamalıyız. Karmaşık şifreler kullanmak ve mutlaka iki aşamalı doğrulama (telefonumuza gelen ek onay kodu) yöntemlerini aktifleştirmek, dijital hesabımızı evdeki çelik kasamız gibi koruyacaktır.
Bu dünyada dolandırıcılık yöntemleri kılık değiştirmiş şekilde karşımıza çıkar. "Hediye çeki kazandınız", "Devletten yardım parası alacaksınız" veya "Hesabınız bloke edildi" şeklindeki mesajlar, merakımızı ve korkumuzu tetikleyen dijital tuzaklardır. Unutmayalım, hiçbir devlet kurumu bize WhatsApp veya SMS üzerinden link göndererek yardım dağıtmaz.
Yakınlarımızdan gelse bile, "Para lazım", "Şu yarışma için oy ver" gibi talepler içeren mesajlara şüpheyle yaklaşalım. Arkadaşımızın hesabı ele geçirilmiş olabilir. Mutlaka ilgili kişiyi telefonla arayarak durumu teyit edelim.
"Acil yayın!", "Bunu herkes bilsin!" gibi heyecan ve panik yaratan ifadelerle başlayan WhatsApp mesajları genellikle uydurmadır. Bir bilgiyi paylaşmadan önce doğruluğunu kontrol etmek, dijital kirliliğin önüne geçmek için en büyük sorumluluğumuzdur.
Amaç; teknolojiden tamamen uzaklaşmak veya ondan korkmak değildir. Bilakis, teknolojik araçları kullanırken şüpheci yaklaşımı bir "emniyet kemeri" gibi kullanarak yol almaktır. Gerçek olamayacak kadar iyi görünen her teklif (çok ucuz ürünler, bedava dağıtılan paralar) dijital birer "oltadır".
Rage Bait’a dikat! Öfke Kışkırtıcısı anlamına gelen bu terim 2025 yılında Oxford İngilizce Sözlüğü'nü yayınlayan Oxford University Press tarafından Yılın Kelimesi olarak seçildi. “Karakterleri kızdırmak, kışkırtmak veya rahatsız etmek amacıyla kasıtlı olarak tasarlanmış çevrimiçi içerik" olarak tanımlanan bu terim, çevrimiçi trafiği veya etkileşimi artırmak için kullanılan manipülatif taktikleri ifade ediyor. Karşılaştığımızda görmezden gelmek en iyisidir. Çünkü bu tür paylaşımlar hem moral bozucudur, hem de bizi istemediğimiz durumlara iter. Tanımadığımız birinin bizi kızdırmasına izin vermek pek akıllıca değildir.
Öznemiz 50 yaş üstü olunca dijital dünyada karşılaşacağımız bu gibi durumlarda konuya hakim bir yakınımıza danışmak hayat kurtarıcı olabilir. Z kuşağından ya da Alfa kuşağından bir torun, bir yeğen cankurtaran görevi görecektir.
Dijital dünyada özgüvenli adımlar atmak; bilmediğimiz düğmeye basmamakla değil, bastığımız düğmenin nereye açıldığını bilmekle mümkündür. Tedbirli bir merak, bu çağın en güvenli anahtarıdır.
Son olarak, dijital yeni dünya hakkında yavaş yavaş ve sürekli bilgilenmekte yarar vardır. Artık internetten ya da yapay zeka araçlarından yardım alma olanağı daha fazla. Öncelikle dijital güvenlik konusuyla başlayabiliriz. İşe güvenli şifre, iki aşamalı doğrulama öğrenerek başlayabiliriz. Bizim nesil iyi yetişmiştir. İstersek kısa sürede öğrenip çevremizdekilere öğretecek hale gelebiliriz. Bir iki günlük emekle olası çok büyük zararlardan kurtulabiliriz.