Merhaba, 2025 yılı 2026 yılına sanki zamanda sıçrama yapar gibi geçti bile. Yeni yıl hayalleri kurarken, kurduğumuz hayallerin olmasını dilediğimiz zamanlardayız.
Takvim yapraklarının değişimiyle birlikte, bir önceki yıldan çok anlamda umudunu kaybeden herkesin, umutlarını yüklediği yeni yıl şimdiden ağır yüküyle ne yapacağını bilemeden insanlığın eline düştü bile. Bakalım bu yıl kim hangi hayallerini gerçekleştirecek ve umut yolculuğumuz yaşam hikayemizde nereye kadar sürecek…
Dijital zamanlarda kaç kişi takvim kullanıyor bilmiyorum ama ben her yeni yıl öncesi zamanı sıfırlayan masa üstü takvimimi başucuma koyar takvim yapraklarına dokunmayı severim. Hayatımıza her gün başka bir anlam yükleyen günlerin yolcuğunda 2026 yılının ilk köşe yazısında takvimin hikayesini anlatmak istiyorum sizlere.
Doğayla bir bütün olarak yaşayan insanoğlu, dünya üzerindeki zor yolculuğuna başladığında yatağı yeryüzü, çatısı gökyüzü olduğundan yıldızları kılavuz olarak kullanmış. Kendi gelişim zincirinde yazmayı ve yazdıklarını dokunulabilir hale getiren uygarlıkların bıraktıklarından yola çıkan arkeoloji ise bilimin ışığında tarihin en derinliklerindeki notları, günümüz dünyasında bizlere sunuyor.
İnsanoğlu tarihinin başlangıcından itibaren yiyecek, barınma ve korunma ihtiyaçlarını karşılayabilmek için zaman döngülerini takip etmiş ve zamanı kendi yaşam koşullarına göre ölçmüştür. İlk zamanlarda bunu yapmanın en kolay yolu doğal olanı gözlemlemekti yani güneşi, ay ve yıldızları, hayvanların göç zamanlarını…
Dünya çapında çağlar dörde ayrılır, İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve şu an içinde bulunduğumuz Yakın Çağ. Her çağ içinde evrimleşen insanoğlunun kurduğu uygarlıklarda, zamanı ölçmek önemli bir yer tutmuştur. Ve her uygarlık kendi gelişim döneminde doğa olaylarını takip ederek kendi takvimlerini yapmışlar.
Örneğin güneş yılına dayalı ilk takvimi İlk Çağ Mısırlıları geliştirmiş. Nil nehrinin taşması üzerine kurulu olan hayatlarında gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius’u gözlemlemişler. Sirius her yıl Nil’in taştığı zamanlarda, gün doğumundan az önce parladığı için Mısırlılar takvimlerini bu doğa olaylarıyla yapılandırmışlar.
Sümerler ise muhtemelen ayın devrelerine dayalı bir takvimi kullanan ilk medeniyetti. Sümer-Babil ayları yeni Ay'ın göründüğü gün başlıyordu. Kadim Mezopotamya halkının MÖ 3100 yılında bir takvimin ilk kullanıcıları olduğu söylenirken, Sümer takvimi ilerleyen zamanda Babil Takvimine ilham kaynağı olarak “ Umma Takvimi “olarak anılmaya devam edecekti…
Günümüzde kullanılan Miladi ve Hicri takvimler yine din temalı olup Miladi Takvim İsa’nın doğumunu başlangıç olarak kabul ederken Hicri Takvim ise İslam Peygamberi’nin Mekke’den Medine’ye göç etmesini başlangıç olarak alır. Miladi güneşe göre 0 ile, Hicri MS 622’de Ay’a göre hazırlanan takvimlerdir.
Hicrî Kamerî takvim, miladı 16 Temmuz 622 olan ve Ay'ın Dünya etrafındaki dolanımını esas alan takvim olup "Hicri takvim" tabiriyle daha çok bu takvim kastedilir. Bu takvim çeşidinde Miladi takvimle arasındaki fark sabit değildir. Bu fark yaklaşık olarak 35 yılda 1 yıl etmektedir.
Halen İran, Afganistan ve Suudi Arabistan Hicri takvim kullanırken, Etiyopya ve Nepal kendi takvimlerini kullanmaya devam ediyorlar. Örneğin Etiyopya’da kullanılan Etiyopya Takvimi miladi takvimden 7 yıl geriden gelir.
Akla hayale sığmayan Nepal resmi takvimi ise Bikram Sambat veya Vikram Samvat takviminden alınmış olup Miladi takvimden 56 yıl 8 ay ileridedir. Ve her aydaki gün sayısı her yıl değişir ve 32 güne kadar çıkabilir.
Örneğini verdiğim bu 5 ülkenin yanı sıra tüm dünyada Gregorius tarafından yaptırılan ve İsa’nın doğum yılını başlangıç olarak kabul eden Miladi Takvim kullanılmakta. Güneşi esas alan Miladi takvime göre dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresi 365 gün 6 saatlik zaman “ 1 yıl “ olarak kabul edilmekte.
Günümüzde en çok Miladi takvim kullanılırken biz Türklerin ilk takvimi on iki hayvanlı bir takvim sistemi. Bu sistem için önce ay yılı temel alınırken, Göktürkler sonrası güneş yılının temel alındığı sanılıyor. Ardından Osmanlı dönemine kadar Hicri ve Rumi takvimleri kullanan biz Türkler, cumhuriyetin ilanından sonra 26 Aralık 1925 yılında çıkarılan bir kanunla Miladi Takvimi onaylayıp, 1 Ocak 1926 tarihinden itibaren kullanmaya başlamışız.
Bilim adamlarının ölçümlemesine göre adlandırılan 2026 yılı seyir defterine not düşmeye başladı bile. Saniye, dakika, saat, ay, güneş yıldız, dinler derken sürekli yeniden adlandırılarak zaman yolcuğuna devam ediyor dünya. Takvim yapraklarını çeviren parmaklarımız şimdilerde dijital takvime dokunsa da özümüzde yatan bilgeliğimizle biliyoruz ki zaman göreceli bir kavramdır.
Dünyanın farklı köşelerinde, farklı kültürler yeni yıla kendi takvimlerine göre başlangıç yaptılar bile. Günümüzde önemli olan takvim yaprakları değil zamanın insan için nasıl şekillendiği ve kolaylaştırıldığı bence. Yoksa her sene bir seneden kurtulmuş ve her şey sıfırlanmış gibi davransak da bunun böyle olmadığının ilk kanıtı yeni yılın ilk günü. TV ekranlarında ki kokuşmuş siyaset, insanlar arasındaki güç dengelerinin ayaklar altına alınması, ekonomik sorunlar ve hicri takvimle yaşayıp kız çocuklarına hayatı yaşanmaz hale getiren hükümetler. Sadece rakamların takvimle değiştiği zamanlardayız. Dertlerin çoğaldığı, insanın bencilleştiği zamanlarda!
Evinizdeki masa üstü takvimine etrafınızdaki iyiliğin, iyi insanların çoğaldığı günleri ve anıları not etmeniz dileğiyle…
Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…