Takvimler 2025’i gösterirken Türkiye’de turizm sektörü yeni bir rekor kırmaya hazırlanıyor mu bilinmez.
Oteller dolu, sahiller kalabalık, uçaklar tıklım tıklım dense de Antalya’da kıyılar hala pek sessiz. Neyse bu yaratılmaya çalışılan göz kamaştıran vitrin arkasında sessiz bir hak kaybı yaşanıyor: Çalışanların haftalık izin hakkı sessiz sedasız törpüleniyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen yeni düzenlemeyle, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan işletme belgeli konaklama tesislerinde çalışan işçiler artık 6 gün değil, 10 gün kesintisiz çalıştırılabilecek. 11’inci gün ise “hafta tatili” sayılacak. Bu değişiklikle birlikte turizm emekçileri anayasal güvence altındaki bir haktan –haftalık izin hakkından– fiilen mahrum bırakılıyor.
Bugün Türkiye genelinde bu düzenlemeden doğrudan etkilenen yaklaşık 300 bin turizm işçisi var. Antalya gibi turizmin kalbinin attığı şehirlerde bu sayı binlerle ifade edilemiyor, on binleri aşıyor. Antalya’da otellerde çalışan resepsiyon görevlisinden kat görevlisine, aşçıdan garsona kadar herkes artık “yasal olarak” 10 gün boyunca aralıksız çalıştırılabilecek.
Peki neden?
Çünkü "turizmin kesintisiz akması" gerekiyor. Çünkü "sezon kısa, müşteri çok" deniyor. Ama o müşterilere hizmet edenlerin insan olduğu, yorgun düştüğü, dinlenmeye hakkı olduğu unutuluyor. Bu ülkede tatil yaptıranlar tatil yapamıyor.
Üstelik bu düzenleme sadece haftalık izinle sınırlı değil. Yeni kanun, hafta tatilinde çalışan işçilerin yaptığı mesainin fazla mesai sayılmamasını da öngörüyor. Yani işçi 10 gün çalışıyor, 11. gün de çalıştırılırsa bu çalışma ne fazla mesai kabul ediliyor, ne de karşılığı ödeniyor.
Bu artık sadece bir “yorgunluk” meselesi değil, bir adalet meselesidir.
Anayasa’nın 50. maddesi işçilere haftalık tatil hakkını güvence altına alır. İş Kanunu, haftada en az bir gün, kesintisiz 24 saat dinlenme süresi öngörür. Ancak yeni düzenlemeyle bu hak, “sektörel ihtiyaç” bahanesiyle askıya alındı. Bugün turizm, yarın inşaat… Ardından hizmet sektörü, tekstil, lojistik mi gelecek?
Antalya’da, sabah 6’da güne başlayan, akşam 12’de hâlâ ayakta olan binlerce turizm işçisi var. Kimisi öğrenci, kimisi mevsimlik göçmen işçi. Kimi tek başına ayakta kalmaya çalışıyor, kimi memleketteki ailesine para göndermek için çabalıyor. Her biri bu sektörün görünmeyen yüzü. Şimdi onların haftalık tatili ellerinden alınıyor. Üstelik sezon boyunca biriken bu izinlerin ne zaman kullandırılacağı bile belirtilmemiş. Çoğu da zaten sezonluk çalıştırılıyor.
Bu yasa; sadece bir düzenleme değil, bir suskunluk testi aynı zamanda.
Sendikaların, baroların, insan hakları savunucularının ve özellikle Antalya’daki yerel yönetimlerin sessiz kalmaması gerekiyor. Antalya turizmin gözbebeği olabilir ama bu gözbebeği, emeğin gözyaşıyla parlamamalı.
Artık şu soruyu yüksek sesle sormak gerekiyor:
Turizmde kim tatilde, kim kölelik düzenine mahkum?
Ve daha da önemlisi:
İnsanca yaşamak isteyen milyonlarca emekçinin hakkı neden turizm rakamlarına kurban ediliyor?
Turizm büyüsün, ama haklar küçülmesin.
İnsan dinlenmeden üretemez. Dinlenmeyen bedenler, susan ruhlar; sadece turizmi değil, toplumun vicdanını da çürütür.