Takvimler 11 Temmuz 1995’i gösterdiğinde, Avrupa’nın ortasında, insanlık, tarihin en karanlık sayfalarından birini açtı. Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’da, 8 bin 372 Boşnak erkek ve çocuk, göz göre göre, dünyanın gözü önünde sistemli biçimde katledildi. Toplu mezarlara gömülen yalnızca bedenler değildi; adalet, vicdan ve insan onuru da aynı çukura itilmişti. Bugün bu acının üzerinden tam 30 yıl geçti. Ama dünya hâlâ aynı karanlık döngünün içinde…
Şimdi gözümüz Gazze’de. 2025’in Temmuz'unda, henüz birkaç ayını doldurmuş bir bebekten, yaşlı bir kadına kadar, açlığa ve bombardımana direnmeye çalışan binlerce masum insan, yemek kuyruğunda can veriyor. Tıpkı Srebrenitsa’da olduğu gibi burada da uluslararası kurumların “sessizliği” yankılanıyor. Yardım tırları engelleniyor. Temel ihtiyaçlar ulaştırılamıyor. Hastaneler bombalanıyor. Ve dünya yine izliyor.
Antalya’da, denizin tuzu ve güneşin parıltısı altında huzur içinde geçen bir günün ortasında bile, bu görüntüler gözümüzün önünden gitmiyor. Cam Piramit’in gölgesinde sanatla, kültürle, hayatı güzelleştirmeye çalışırken; bir başka coğrafyada çocukların çizgi film izlemek yerine bomba sesleriyle uyandığını bilmek, ruhumuza ağır geliyor. Lara’da yürüyüş yaparken, Konyaaltı’nda güneşlenen insanların neşesine karışan buharlı bir utanç dalgası var artık. Çünkü bizler, dünyanın başka bir ucundaki bir annenin gözyaşını hissedebilecek kadar insanız. Öyle olmalıyız.
Gazze’de olanlar bir savaş değil; insanlık suçu. Tıpkı Srebrenitsa gibi. Bu iki büyük katliam arasında yıllar ve coğrafyalar olsa da, ölenlerin çaresizliği aynı, izleyenlerin suskunluğu aynı, uygulayanların zalimliği aynı.
Antalya, kültürüyle, geçmişiyle ve çok kimlikli yapısıyla farklı halkların, farklı inançların bir arada yaşama imkânını yüzyıllardır barındıran bir şehir. Belki de bu yüzden Antalya’dan yükselecek her ses, barışın ve adaletin sesi olmalı. Bu şehirdeki her etkinlikte, her akademik söyleşide, her çocuk atölyesinde Gazze’yi, Srebrenitsa’yı ve nice unutturulmaya çalışılan gerçeği hatırlamak bir sorumluluk değil, bir insanlık görevidir.
Unutma, unutturma.
Srebrenitsa’yı hatırla.
Gazze’yi gör.
Ve sessiz kalma.