Türkiye, benim kanla sulandığı ülkem. Ahmet Arif’in şiirleştirdiği gibi öykülerimizi çeşitlendirbiliriz. “Babam gözlerini verdi Urfa önünde, üç de kardaşını” Herkesin ailesinde şehit, gazi vardır. Gelişmiş yirmi ülke bunu biliyor. Bizim bu yapımızı bilenler, bize İç tutmacılar sayesinde başımıza çorap örüyorlar. İç tutmacılar, zaten ensar ve ormu kucak açıyor.
Atatürk’ü düşünmeden geçmek kabil mi? Atatürk’ün LAİKLİK ilkesini iyi bir şekilde içselleştirmek bu ana göre davranış ve politika geliştirilmelidir. Ülkemizde, şu anda yaklaşık beş milyon mülteci var. Nüfus yoğunluğu olarak da Suriye’liler. Dindaşlarımız diye aldınız yurduma. Şimdi bu etnik yapıyoruz, yapacağız? İç tutmacıların beyanlarına göre yıllarca birlikte yaşayacak mıyız? Ekmek bize yetiyor mu? Gelişmiş ülkeler ağzımıza bir parmak bal sürerek bizi uyutuyor. Bazen düşünmeden konuşabiliyorsak kaygımızdan ötürüdür. Suriye’de bir milyon briket ev yapılıyormuş da oraya gideceklermiş de, 250 bin kişiye vatandaşlık verilmiş de…
Biz eğer ülkemize sahip olmazsak, demografik yapı, Müslümanlık anlayışımızı da yitirme tehditi ortaya çıkar. O zaman ne milli irade kalır ne de laiklik. İç tutunmacalar keyifli. Çünkü dindaşlarımız süni mezhebiden. İran, Irak, Afganistan göç menlerinin de süni olması koşullanmış olur.
Siz göndermek hevesine kapılırsınız, burada artı değer yaratan, ev alan, ticaret yapan insanlar ne yapacak. Mültecilkten çıkıp ensar mı sayacağız. Nasıl, ne şekilde yapacaksınız.