Öyle zamanlardayız ki, artık insanlar akıllarını kullanmayı bırakmışlar. Akla uygunluk denetimi yapmaya gerek görmüyor; önüne geleni yiyor, eline geçeni kapıyor, sıkışınca kaçıyor. Haliyle meydan da kaostan beslenen asalaklara kalıyor.
Bırakın sıradan insanları, sınıf üstü eğitime ve statüye sahip insanlar bile yanı başlarındaki yanlışlıkları düzeltme gereği duymuyorlar. Her gün evinden çıkıp çöplerle dolu sokaklarda yürüyerek işe giderken ve gelirken rahatsız olmayan, algısını yitirmiş ya da kanıksamış bireylere dönüşmüşler sanki. Öylece yaşayıp gidiyorlar. Bugün bunlardan bahsetmek istiyorum.
-Halkın iyi ve yararlı insanları değil de önüne getirilen kişileri seçmesi.
-2 yıl Milletvekilliği yapan birinin emekli sayılıp ömür boyu çok yüksek maaş alması.
-Vatandaşın kendi seçtiği Vekil karşısında önünü iliklemesi ve karşısında süklüm püklüm durması.
-Vatandaşın verdiği vergiyle yapılan yollardan geçmek için bir kez daha para ödemek zorunda kalması.
-Yetkililerin televizyonlarda milyonlarca insana yalan söyleyebilmeleri, hakaret edebilmeleri. Ve aynı görüşte olanların bu sövgüleri alkışlayıp, bu yalanlara inanma eğiliminde olmaları. Gidip “benim adıma oradasın, neden yalan söylüyorsun” diye sormamaları.
-Şehir içinde 50-100 araçlık konvoyla bir yere gidilmesi. Üstelik bunlar için yolların kapatılıp trafiğin felç edilmesi. Bir de vatandaşların itilip kakılması.
-Devletin asli görevlerinden olan eğitim hizmetlerinin ücretli olması ve özellikle de her yıl Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ‘okullarca kayıt parası adı altında ücret istenmeyeceği ve ödeme yapılmaması gerektiği’ açıklanmasına rağmen okul müdürlerince para istenmesi ve bunun velilerce ödenmesi. Her yıl bunun tekrarlanması.
-Devletin asli görevlerinden olan sağlık hizmetlerinin ücretli olması. Sağlık personeli maaşları yeterli olmayınca döner sermaye diye bir ek gelir kalemi icat edilip vatandaşın sırtına yüklenmesi.
-Her hastaya 5 dakika ayrılması.
-TÜİK’nun her dönem gerçek dışı enflasyon rakamları açıklaması ve ücretlilerin ödemelerinin bu oranın bile altında olması.
-RTÜK’nun aynı yayını yapan yandaş kanallara hiçbir şey demeyip, muhalif kanallara ceza yağdırması.
-45 dakikaya 13 duruşma sığdırılması,
-Mahkeme günü duruşmaya gelemeyen yargıcın değil de mahkemeye gelen davalı ve davacı avukatlarının davaya katılamayacaklarını belirtir mazeret bildirmeleri.
-Dava açmanın ve mahkeme sırasındaki bazı işlemlerin ücrete tabi olması ve hangi konuda olursa olsun her mahkeme kararının sonunda karar metninde parasal metinlerin yazılması.
-10-20-30 suç kaydı bulunan kişilerin halen sokaklarda gezip suç işlemeye devam edebilmeleri.
-Silahlı saldırı ve bıçakla yaralama olaylarına karışan kişilerin bile adli kontrol şartıyla serbest bırakılabilmeleri.
-Mafyacıların, tarikatçıların hem sokaklarda hem de sosyal medyada her türlü güç göstermeleri ve taraftar toplayıp saf insanları sömürmeleri.
-Trafikte kırmızı ışığın 3,5 dakika sürmesi. Bazen de yeşil ışığın 1-2 saniye sürmesi.
-Bazı muhalif gazetecilerin, sivil toplum kuruluşu başkanlarının ve bazı siyasetçilerin bir anda görüşlerinin tam tersi bir tutum alması ve kısa süre önce sert eleştirdikleri konuların ve kurumların ateşli savunucularına dönüşmeleri.
-En önemli kavşaklarda 3-5 yaşında çocukların, engelli ve yaşlı bireylerin dilencilik yapması ve bu kavşaklardan konuyla ilgilenmesi gereken kurum ve kişilerin araçlarının sürekli bunları görerek geçmesi. Hiçbir işlem yapmamaları ve engel olmamaları.
-Pazar yerlerinde zabıtaların gözleri önünde fahiş fiyatlar uygulanması, yüksek sesle bağırılması, vatandaşlara kötü davranılması ve buna engel olunmaması.
-Trafik ekiplerinin vatandaşa radar pususu kurarak ceza kesmeye çalışması.
-Emekli maaşları ve asgari ücretin yoksulluk sınırının çok altında olup açlık sınırının bile altında olabilmesi.
-Asgari ücret tanımına aykırı olarak bunun da altında ücretler uygulanması.
-Halkın bir kısmının sosyal medyada yolunu şaşırması ve evli erkeklerin evli kadınları kaçırması ve/veya evli kadınların evli erkekleri kaçırması.
-Halkın azımsanmayacak bir kısmının geçimini dolandırıcılık yaparak sağlaması. Bir kısmının ise internet ve yapay zeka kullanarak dolandırıcılık yapması.
-Halkın büyük çoğunluğunun gerçek ile bağının kopmuş olması, basit yalanlara bile kolayca inanması, doğruları kolaylıkla reddetmesi.
Bütün bunlar ve çok daha fazlası günümüzde bu ülkede yaşanıyor. İnanılır gibi değil. Ama gerçek. Ne yapmak gerekir bilemiyor insan. Titreyip kendine gelmek mi? Böyle gelmiş böyle gider mi? Sağlıcakla…